­
Bilecik

Genel Bilgiler

 

BİLECİK İSMİ NEREDEN GELMEKTEDİR?

          İlin bilinen eski isimleri arasında Agrilion ve Belekome’yi görmekteyiz. Prof. Dr. Bilge UMAR “Bithynia” adlı kitabında Agrileion / Belo Kome / Bilecik adı hakkında şu açıklamayı yapmaktadır: “Agrilion/Agrileion adının öz biçiminin Akr(a)-ilion olduğunu kesin güvenle görebiliyoruz. Bu, ‘dorukların boğaz yeri’ anlamını belirtir. Bilecik kentinin atası olan yerleşimin son Bizans çağındaki adının Belo Kome olduğunu bilmekteyiz. Yani o kome (köyün) lokalizasyonu konusunda bir duraksama yoktur; köy, tarihçi Pakhymeres’in yapıtında anılmaktadır. Fakat Belo adının o dilde bir anlamı yoktur. Ramsay’e göre (s.227 No.17) Belo Kome adı, Türkçe Bilecik adının Rum ağzına uydurulmuş biçimidir. Oysa Bilecik sözcüğünün sondaki –cik takısı dışında Türkçeyle bir ilgisi yoktur. Türkçede anlamı yoktur. Bele Kome adı (Vilo Komi okunur), bazı bilgi kaynaklarımızda, örneğin (Devlet yayını) Türk Ansiklopedisi’nin Bilecik maddesinde, Bele Kome diye aktarılıyor. Bele (Vile) adının Türk ağzından önce Vile-cik, sonra Bilecik olması doğaldır. Bu ad, Thrak kökenli Bithyn dilinden ya da (yine Thrak kökenli) Phyrg dilinden gelmiş olmalıdır. Gerçekten, Bizans İmparatorluğu’nun Thrake (Trakya) ilinde, Iustinianus döneminde (527–565) kurulan bir kale, Beledina adını taşıyordu.”

     Aynı şekilde Anadolu’yu gezen A. Körte, şehrin 2,5 km. güney-batısına düşen Selöz yolu üstündeki Beşiktaş tepede kurulu Agrilium isimli bir kentten söz etmektedir. Yine yöreyi gezen Goltz da Beşiktaş tepedeki nekropol (mezarlık) ve yolun solundaki antik kentten söz ediyor. Beşiktaş tepede bulunan birkaç arkeolojik kalıntı (anıt mezar, tümülüs, aquadükt, su kanalı), özellikle bir lahit (Koç Müzesi’nde bulunan Beşiktaş Lahdi) ile Gülümbe Agrilium kentini kanıtlar niteliktedir.

 

     Daha sonraki dönemlerde Bilecik’i bir Bizans kenti olarak görüyoruz. Doğu Roma (Bizans) döneminde Belekoma ismiyle bilinen kent, şimdiki Bilecik’in doğusunda, Hamsu ve Tabakhane dereleri arasındaki bir kaya çıkıntısı üzerinde inşa edilen kale çevresinde kurulmuştur.

     Bilecik adının nereden geldiğiyle ilgili halk arasında da söylene gelen farklı hikâyeler vardır. Şöyle ki; Anadolu’ya doğudan gelen bir topluluk Bilecik yöresinde kendilerine bir yerleşim yeri arar. Kentin kurulacağı yeri belirleyip temellerini kazarken ilginç bir olayla karşılaşırlar; kullandıkları araçların bıraktıkları yerden başka bir yere taşınmış olduğunu görürler. Aynı olay birkaç kez tekrarlanınca topluluğun yaşlı üyelerinden biri araçların bulunduğu yeri göstererek “bileydik” kentin temellerini buraya atardık” der. Söylentiye göre bu ‘Bileydik’ sözcüğü zamanla değişerek Bilecik olmuştur. Yöredeki yaşlıların anlattığı ikinci bir söylentiye göre de;  Osman Bey, çevredeki kasabaların fethine çıkmadan önce yiğitlerine ‘kılıçlarını iyi bileylemelerini’ söylermiş. Böylece Osman Gazi’nin ‘bileyleme’ sözü zamanla değişmiş ve Bilecik olmuştur.

ANTİK ÇAĞDA BİLECİK

            Bilecik’te ilk yerleşim M.Ö 3000 yıllarına kadar uzanmakta ve günümüze kadar kesintisiz bir şekilde gelmektedir. Anadolu’da Tunç Çağına geçiş sürecinde önemli bir yeri olan Bilecik’ten İ.Ö.3000’lerde tunç yapımı için kalay çıkarıldığı bilinmektedir. Nitekim Bilecik ve çevresinde birer Tunç Çağı yerleşimi olan höyüklerin ve arkeolojik alaların varlığı bilinmektedir. Merkezde Yıllık Höyük, Bozüyük ilçesi Dodurga kasabasında Çokçapınar Höyük ve Gavurtepe,  Söğüt ilçesinde Oluklu Höyük ve Zemzemiye Köyü Arkeolojik Buluntu Alanı olarak bilinen yerlerde Tunç Çağı’na ait kalıntıların varlığı gözlemlenmektedir.

 

Siyasi ve kültürel gelişimi, Anadolu’nun geneliyle paralellik gösteren il, M.Ö.2.binde Hitit, ardından da İ.Ö.1200’de Frig egemenlik bölgeleri içerisinde kalmıştır. Bu süreçte Bilecik, hem maden ticareti dolayısıyla hem de Trakya ve Anadolu arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle, hızlı gelişen bir yerleşim merkezi olmuştur. Frigler zamanında bölgeye hayat veren Sakarya ırmağının adı Sangarios   (ulu ırmak tanrısı) olarak bilinmektedir. Bilecik’in yer aldığı bölge Phrygia Epiktetos, Trakyalı Bithynialılar ülkesi olarak adlandırılmıştır.

          M.Ö. 6. yüzyılda Anadolu’nun neredeyse tamamını istila eden Perslerin egemenliğinde Daskyleion Satraplığı’na bağlı olan bölge, Perslerin ortadan kaldırılmasının ardından kurulan ve merkezi Nicomedia (İzmit) olan Bithynia Krallığı’nın (M.Ö.280/M.Ö.74) sınırları içinde kalır. Bilecik’in bu yüzyıllardaki hayatı bağlı bulunduğu krallık dolayısıyla Bithynia bölgesinin genel tarihi içerisinde gösterilmektedir.

           Bithynia Kralı IV. Nikomedes, Roma’nın imkânlarından faydalanmak gayesiyle M.Ö.74 yılında Bithynia’yı Roma İmparatorluğuna bağlamış ve bu bölge Roma’nın Asya Eyaleti olmuştur. Bölgede Domitianus (M.S.81–96), İmparator Traianus (M.S.98–117), İmparator Hadrianus (M.S.117–138) dönemlerinde önemli gelişmeler sağlanmış ve Bilecik sınırları içerisinde bazı yerleşim yerleri kurulmuştur. Bilecik merkezinde,  güneydeki Beşiktaş mevkiindeki dorukların boğazı anlamına gelen Agrilion (Akra-ilion) ve Pazaryeri’nde Armenokastron.  Medetli ile Üyük Köyü civarında Chogeae, Selçik Köyü ile Osmaneli arasında Midum (Modrene). Çay Köy ile Himmetoğlu civarında Tottain (Tataovion) ve Attavion, Nesimhocalar ile Sarıhocalar köyleri civarında Protunica, Osmaneli ilçe merkezinde Leukai (Lefke), Çay Köy’de Dableis (Dablai),Arıcaklar Köyü yakınında Tataion ve Gölpazarı civarında Emporion (Pazaryeri) antik kentleri kurulmuştur.

            Roma İmparatorluğu’nun M.S. 395 yılında ikiye ayrılmasıyla birlikte Bithynia Bölgesi ve Bilecik Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içerisinde kalmış ve Bilecik tekfurluk olmuştur.  Bu dönemde de yeni yerleşimlerin kurulduğu ya da eski yerleşimlerin gelişerek yaşamını sürdürdüğü görülür. Belekome, Malagina ve Mesonesos önde gelen ve adlarına sık rastlanan Bizans yerleşimleridir. Abbasi Halifesi Harun Reşid döneminde (797 yılında) Bithynia bölgesinin diğer şehirleri gibi Bilecik ve Söğüt civarı da fethedilerek Abbasi idaresi altına girmiştir. Çevresi kale ile korunan Belekoma kenti, tarih içerisinde Bizanslılar-Emeviler ve Bizanslılar ve Abbasiler arasında bir kaç kez el değiştirmesine karşın bölgede Bizanslı Beyler egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Bilecik, Bizans’ın ileri bir karakolu olarak sık sık Selçuklu akınlarına hedef olmuş ve 11–13. yüzyıllar arasında Bizans-Selçuklu mücadelesine sahne olmuştur.

 

OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞUNDA BİLECİK

            1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu fatihi ve Anadolu Türk devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah’ın ordularınca Bilecik fethedilmiş; Birinci Haçlı Seferinde ise Bilecik yeniden Bizans tarafından alınmıştır. Selçukluların bir boyu olan Kayıların bir bölümü (400 çadırlık bir oba) Ertuğrul Gazi yönetiminde batıya doğru yer değiştirerek Söğüt ilçesi ve çevresine gelmişlerdir.

           Osmanlı vaka-i namelerinde Kayıların Söğüt ve çevresine yerleşme tarihi olarak 1230’lu yıllar gösterilmektedir. 1231 yılında İznik İmparatoru, Selçuklu sınırına tecavüz edince Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat Bizanslılara karşı bir sefer düzenlemiş, Ertuğrul Bey de bu sefere bir akıncı olarak katılmıştır. Selçuklu ve Bizans orduları arasında Sultanönü mevkiinde meydana gelen savaşın sonucunda Bizans ordusu yenilmiş, Karacadağ ve Söğüt dolayları Büyük Selçuklu Devleti’nin eline geçmiştir. I. Aleaddin Keykubat Belekoma (Bilecik) Tekfurunu vergiye bağlamış; savaşta büyük yararlıklar gösteren Ertuğrul Bey’e Söğüt’ü mülk, Domaniç’i de yaylak olarak vermiştir. Ertuğrul Gazi’nin 1281 yılında vefat etmesi ile oğlu Osman Bey’in yönetiminde Söğüt uç beyliğinin kurulması (1284) hem bölge hem de dünya tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur.

 

            Babasının yerine geçen Osman Bey 1286 yılında İnegöl yakınındaki Hisarcık kalesini Bizanslılardan alır; 1287 yılında da İnegöl Tekfuru’nu Domaniç yakınlarındaki İkizce’de (Erice) yenilgiye uğratır. Osman Bey ve silah arkadaşlarının Bizans Tekfurları ile olan savaşlarını izleyen Selçuklu Sultanı III. Alâeddin Keykubat büyük bir ordu ile Karacahisar önlerine gelmiş, Osman Bey’in kuvvetleriyle birleşerek Bizans’ın elindeki bu kaleyi kuşatmıştır. Kuşatma sürerken Selçuklu Sultanı geri döner. Osman Bey’e bir sancak, tuğ, âlem ve gümüş takımlı bir at göndererek Söğüt ve Eskişehir’i de içine alan bu sancağı Osman Bey’e verir. Karacahisar’daki Rum kilisesini camiye çeviren Osman Bey ilk kez kendi adına hutbe okutmuştur ki (1289)  bu olaylar Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun ilk işaretleri olarak nitelendirilmektedir.

 

           O tarihlerde henüz Türklerin elinde olmayan ve bir Bizans kenti olan Bilecik’in Osman Bey tarafından fethi ise 1299 yılında Belekoma kalesinin ve Yarhisar’ın fethedilmesiyle olmuştur.

          Bilecik, Yıldırım Bayezid dönemine kadar Osmanlı yönetiminde kalmış ancak 1402 yılında Ankara meydan savaşında Bayezid’in Timur’a yenilmesi sonucunda 2 ay kadar Timur’un hâkimiyetine geçmiş ve Çelebi Sultan Mehmet tarafından geri alınmıştır. Bu tarihten sonra, Osmanlı yönetimi sırasında Bilecik giderek gelişmiş, ancak, şehrin kurulu bulunduğu alanın iskân için uygun olmaması daha hızlı gelişmesini engellemiştir. Bununla birlikte Bilecik, Bursa ve İznik’ten Eskişehir’e ve Anadolu içlerine giden yol üzerinde önemli bir konaklama ve dinlenme yeri olarak önemini korumuştur. Bilecik Trakya ve Marmara bölgelerini İç, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgeleriyle Ön Asya’ya bağlayan İstanbul-Bağdat demiryolu kenarında kurulmuştur. Roma ve Bizanslılar zamanında kent merkezinin küçük bir yer olduğu sanılmaktadır. Türklerin eline geçtikten sonra önem kazanmıştır. Osman Gazi’nin fethettiği ilk önemli kale olması ve Şeyh Edebalı Türbesi’nin burada bulunması, şehre olan ilgiyi artırmıştır.


 

MİLLİ MÜCADELEDE BİLECİK

 

            Ana hatları 24 Nisan 1920'de San Remo Konferansı'nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920'de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne verilmişti. Antlaşmanın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri'nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu 23 Haziran 1920'de Anadolu'da ve Trakya'da saldırıya geçti. Bursa'nın, Balıkesir'in, Uşak'ın ve Nazilli'nin ardı ardına işgali ile Sevr'in uygulanmasını sağlamak ve antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu.


            Sultan Vahidettin'in başkanlığında toplanan Şüra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920'de "zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer" görerek antlaşmanın onanmasına karar vermişti. Tevfik Paşa'nın, Türk topraklarını parçalayan, milli şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşması'nı 10 Ağustos 1920'de imzaladılar. Sevr Anlaşmasını ulu önder Atatürk ve yüce Türk Milleti hiçbir zaman kabul etmemişti.

           Nitekim Atatürk, idealist arkadaşlarının kılavuzluğunda Ankara'da çağdaş bir parlamento kurarak padişahı devre dışı bırakmış, özgürlük ve bağımsızlığa doğru bilinçle ilerlemekteydi. Karar kesindi; düşmana karşı bir ölüm kalım mücadelesi başlatılacak, düşman ülkeden atılacak ve peşinden modern bir Türk Devleti kurulacaktı.

           Anadolu’daki bu kararlı hareket, İstanbul’da padişah yönetiminde büyük bir panik yaratmıştı. Bab-ı Ali hükümeti Kuva-i Milliye hareketlerini bastırmaya çalışmış fakat bunda başarılı olamamıştı. Nitekim damat Ferit Paşa kabinesi bu yüzden istifa etmek zorunda kaldı. Yeni hükümeti Tevfik Paşa kurmuştu.

Tarihi Bilecik Mülakatı (Görüşmesi)

           İstiklal Savaşında T.B.M.M. hükümeti ile İstanbul’da bulunan hükümet arasında ortaya çıkan ihtilafı gidermek amacı ile İstanbul’daki Tevfik Paşa hükümeti adına Dâhiliye Nazırı Ahmet İzzet Paşa, Ankara Hükümeti ile bir görüşme yapmak istedi. Görüşmenin Bilecik İstasyon binasında yapılması kararlaştırıldı. Heyetler 1920 yılının 5 Aralık günü Bilecik İstasyon Binası’nda bir araya geldiler. İstanbul Heyeti Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa, elçilerden Cevat Bey, Ziraat Nazırı Kazım Bey, Hukuk Danışmanı Münir Bey ve Hoca Fatih Efendi’den oluşmuştu. Ankara heyetine ise Mustafa Kemal Paşa başkanlık etmişti. Heyette İsmet Bey (İnönü) de bulunuyordu. Bilecik Mülakatından olumlu ve somut bir sonuç elde edilememiştir.

 

Atatürk’ün Kendi Anlatımıyla Bilecik Mülakatı

        “Saygıdeğer Efendiler, müsaadenizle bu hikâyeyi şimdilik burada bırakacağım. Aynı günde, yani 5 Aralık 1920'de Bilecik istasyonunda bekleyen Ahmet İzzet Paşa Heyetine temas edeceğim: Hatırınızdadır ki, İzzet Paşa'nın istek ve teklifi üzerine, kendileriyle Bilecik'te görüşülmesine karar verilmişti. Heyet, ayın dördünden beri beni Bilecik istasyonunda bekliyordu. Bu heyet, İzzet ve Salih Paşa'larla elçilerden Cevat, Ziraat Nazırı Hüseyin Kazım, Hukuk Müşaviri Münir Bey'lerden ve Hoca Fatih Efendi'den kurulmuştu. Bilecik istasyon binasının bir odasında birleştik. İsmet Paşa da beraberdi. Görüşme şöyle geçti: Ben, ilk söz olarak ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti Başkanı’ diye kendimi tanıttıktan sonra ‘Kimlerle müşerref oluyorum?’ sorusunu yönelttim. Salih Paşa, benim maksadımı kavrayamadığı için, kendisinin Bahriye ve İzzet Paşa'nın da Dâhiliye Nazırı olduğunu söylemeye çalışırken, ben derhal, İstanbul'da bir hükümet ve kendilerini o hükümetin üyeleri olarak tanımadığımı; eğer İstanbul'daki bir hükümetin nazırları olarak görüşmek istiyorlarsa, kendileriyle görüşmekte mazur olduğumu bildirdim. Ondan sonra kimlik ve yetki söz konusu edilmeden görüşülmesi uygun bulundu. Konuşmanın bazı safhalarında, Ankara'dan bizimle birlikte gelen bazı milletvekili arkadaşları da bulundurdum. Birkaç saat süren konuşmadan, gelen kimselerin esaslı hiçbir bilgi ve kanaate sahip olmadıkları anlaşıldı. Sonunda, kendilerine İstanbul'a dönmelerine izin vermeyeceğimi ve beraberce Ankara'ya gideceğimizi bildirdim.

II. İnönü Muharebesi

(23 Mart/1 Nisan 1921):

            Birinci İnönü Savaşı'nda yenilen Yunanistan, kurulmakta olan Türk ordusunun gücünü görmüştü. Bu savaş Türklere moral ve itibar sağlamıştı. Bu bakımdan, Türk Ordusu'nun yeterince kuvvetlenmesine fırsat vermek istemeyen Yunanistan, Londra Konferansı'nın sonucunu beklemeden, yeni bir saldırıya hazırlandı. Kral hem itibarını kurtarmayı, hem de Türk Ordusu'nu yok ederek, Türkleri Sevr'i kabule mecbur edebileceğini umuyordu. İzmir'e yeni kuvvetler çıkartıp, Trakya'daki kuvvetlerinin de bir kısmını Anadolu'ya taşıyan Yunanlılar Lloyd George'dan da politik destek aldıkları için durumu kendileri için çok elverişli görüyorlardı. Hatta Albay Sarıyanis, Samsun ve Trabzon'a da asker çıkartılarak Türk Ordusu'nun iki ateş arasına alınmasını önerdi. Fakat bir milyar drahmiye ihtiyaç duyulan bu hayalden, "Bu kadar para İngiltere de bile yoktur." düşüncesiyle vazgeçildi. Yunanlılar lehine olan bir önemli durum, Türkiye'nin henüz iç güvenliğini sağlayamamış olması idi. Bir yandan 20–25.000 kişilik Pontus çeteleri, diğer yandan Koçkiri Aşireti'nin ayaklanması cephe gerisini tehdit ediyordu. Asker kaçakları olayları da yeniden çoğalmıştı. Salgın hastalıklar, yiyecek ve ilaç yokluğu Türk Ordusu'nu kırıyordu. Yalnızca soğuktan olan hastalıklardan 9.000'den çok asker bu kış içinde ölmüştü. Askerin sırtına giydirecek, sıcak tutacak elbise bulunamadığı için halk, evlerindeki kilimleri basit bir şekilde dikip orduya veriyordu. Bütün bu yokluklara rağmen Türk Ordusu inançla ve yılmadan hazırlanıyordu. Lloyd George, Yunanlıları uyarmak için, "Alınan önlemleri yeterli görüyorum, hiçbir şeyin talihe ve tesadüfe bırakılmaması gerekir. Çünkü yapılacak taarruz başarısızlığa uğrarsa bundan sonra Türklerle uyuşulamaz."diyordu.

              Yunanlılar 23 Mart'ta Bursa, Uşak, Eskişehir ve Afyon'dan üstün kuvvetlerle taarruza geçtiler. Buna göre Yunan ordusu yararına 7.375 tüfek, 485 ağır makineli tüfek,3079 hafif makineli tüfek, 116 top fazlalık vardı. Türk Ordusu yalnızca 400 kılıç fazlalığına sahipti. Yunan Ordusu'nun ateş gücü açıkça görünüyordu.

 

              Yunanlılar 24 Mart'ta Bilecik'i, 25 Mart'ta Pazarcık yöresini işgal edip İnönü mevzilerini sıkıştırmaya başladılar. 30 Mart'a kadar süren, zaman zaman süngü savaşı halini alan savaşlar sonucu önemli stratejik bir yer olan Metris Tepe Yunanlıların eline geçti. Yunanlılar Güney Cephesi'nde de Refet Bey komutasındaki birliklere saldırmışlar ve Afyon'u işgal ederek ilerlemişlerdi. Oysa Refet Bey yenilgi durumunda olduğunu görmemiş, İsmet Bey'e yardım için Ankara'ya başvurmuştu. Bu sıkışık durumda, T.B.M.M Muhafız Taburu (900 tüfek, 4 makineli tüfek) cepheye gönderildi. Bu kuvvetin gelmesiyle, güçlenen Türk ordusu 31 Mart 1921'de karşı saldırıya başladı. 

 

             Türk ordusunun erleri ve subayları insanüstü fedakârlıklar göstererek, komutanlar ön hatlarda çarpışarak, Yunan Ordusu'na büyük kayıplar verdirdi. Bu sırada Ankara, savaşın sorumlusu İngiltere'ye sert bir nota verdi. Fakat daha İngiltere'nin yanıtı gelmeden, Yunan ordusu 1 Nisan tarihinde yenilgiyi kabul ederek çekilmeye başladı. Türk süvarileri Yunan Ordusu'nu takip etti. Refet Bey'in emrindeki süvariler düşman çekilişine ağır kayıplar verdirtti. Fakat Türk Ordusu'nun iki katı kuvveti olan Yunan Ordusu yeterince ezilip yok edilemedi. Savaşın geçtiği birçok Türk şehir ve kasabası tamamen tahrip oldu.

          İsmet Paşa, 1 Nisan tarihinde Metristepe'den Ankara'ya telgrafla Yunan Ordusu'nun yenilgisini bildirdi. M. Kemal Paşa İsmet Paşa'ya aynı gün verdiği yanıtta:

           "Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Savaşları’nda yüklendiğiniz görev kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar pek azdır. Ulusumuzun bağımsızlığı ve varlığı, çok üstün yönetiminiz altında şerefle görevlerini yapan komutan ve silah arkadaşlarımızın duyarlılığına ve yurtseverliğine büyük güvenle dayanıyoruz. Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz..." diyordu.

 

            İnönü Zaferi, 8 Nisan'da kazanılan Aslıhanlar Zaferi ile tamamlandı. Afyon yönünde ilerleyen Yunan ordusu, İnönü'deki kuvvetlerinin yenilip çekilmesi üzerine Afyon'u boşaltıp çekildiler. Yolda Aslıhanlar'da ağır bir yenilgiye daha uğradılar. Fakat Uşak'ta takviye aldıkları için Türk Ordusu ileri harekâtını durdurdu. İkinci İnönü Zaferi içte ve dışta büyük bir etki yaratmıştı. Türk halkının orduya güveni iyice artmış; İstanbul'da mitingler düzenlenmiş ve Kızılay'a para yardımları yapılmıştı.

 

Veliaht Abdülmecit Efendi'nin oğlu da Anadolu Savaşı'na katılmak için İnebolu'ya gelmiş fakat isteği Ankara tarafından reddedilmişti.

            Dışta ise Yunanlılar ve İngilizler Türk Ordusu'nun gücünü kabul ettiler. Bu kadar kısa zamanda Türklerin bu derece güçlü bir ordu kurmasını mucize olarak nitelendirdiler.

Alman ve Bulgar basını bu başarıya geniş yer vererek kendi halklarının moralini yükseltmeye çalıştılar.

 

            Fransız basını "Eskişehir Savaşı" adını verdiği bu savaşa geniş yer verdi. Türk başarısını övdü. Hatta bazı gazeteler, "Tek bir çözüm var: Samimiyetle Türklerin bağımsızlığını tanımak, İzmir'i Edirne'yi vermek..." diye yazarak büyük gerçeği dile getiriyordu.

 

            Türklerin bu savaşta 1.493 şehit, 2.740 yaralı ve 76 esir kayıplarına karşılık, Yunan Ordusu'nun kaybı 15.000'den çoktu. Bunların 6.000'i İnönü'de, 5.000'i Gündüzbey'de, 5.000'i de İnegöl-Pazarcık arasında öldürüldü. Ayrıca yüz kadar ağır, 200 hafif makineli tüfek ve önemli sayıda cephane, 10 otomobil, 2 uçak kaybettiler. Fakat düşman geri çekilirken, sivil halktan çok kimseyi öldürdü, köy ve kasabaları intikam için yaktı. Ankara, bu durumu tespit etmek için bir "Tahkikat Heyeti" gönderdi. Dış basından gözlemciler çağrıldı. Batı ve Doğu Trakya'da da Türklere karsı büyük baskı yapıldı. Türklere karşı Trakya'da katliam girişimleri İtilaf Devletleri'nin (İtalya ve Fransa) araya girmesiyle engellendi. 

 

CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİLECİK

 

              Kurtuluş Savaşından çok büyük yaralar alarak çıkmış olan Bilecik, savaşın getirdiği sosyal ve ekonomik çöküntü nedeniyle Cumhuriyet dönemine çok güçsüz başlamıştır.

              Bilecik halkı Kurtuluş Savaşına tüm varlığı ile katılmış, gerek milis kuvvetleri ve gerekse düzenli ordularımıza onbinlerce evladını vermiştir. Bilecik, Kurtuluş savaşından yanmış, yıkılmış; tam bir enkaz halinde çıkmıştır. 1920’lerde 12.000 olduğu tahmin edilen şehir nüfusu,  savaştan sonra 4.000’e kadar inmiştir. 

              Savaştan önce Bilecik, bölgenin en önemli ipek endüstrisi merkezi olup; şehirde çok sayıda ipekçilik tesisi ve ipek kadife üreten fabrika bulunmaktaydı. Ancak, çıkan  yangınlarda bu fabrika ve tesislerin tümü yanmıştır. Bu arada diğer fabrika ve işyerlerinin de yanmış olması il ekonomisini çökertmiştir. Cumhuriyet döneminde sosyal ve ekonomik yaralarını sarmaya çalışan Bilecik’in ilk gelişmesi tarım faaliyetlerde olmakla beraber bunu 1970 yıllarından başlayarak endüstriyel gelişme izlemiştir.

Kaynak: http://www.bilecikkulturturizm.gov.tr/TR,69066/tarihce.html

 

...Devamını Oku
Demiryolu
Bilecik İli coğrafi konumu itibariyle Marmara Bölgesi’nin Anadolu’ya açılan kapısı niteliği taşımaktadır. İstanbul-Ankara demiryolu bağlantısı üzerinde bulunan Bilecik İli, İstanbul-Eskişehir karayolunun 236. km sinde yer almaktadır. İstasyon Bilecik Merkezine 5 km mesafededir. Şehiriçi dolmuşları 5 dakikada bir şehir içine hareket etmektedir.
...Devamını Oku
Havayolu
İlimizde havayolu bulunmamaktadır. En yakın havayolu Bursa ili, Yenişehir İlçesinde İlimize 50 km mesafededir.
...Devamını Oku
Karayolu
İl’in komşu illere ve Marmara Bölgesi’nin diğer illerine olan karayolları mesafeleri; Bilecik Merkez’in başkent Ankara’ya olan karayolu mesafesi 313 km, İstanbul İli’ne olan mesafesi ise 250 km’dir. Komşu il merkezlerinden en yakın il merkezi olan Eskişehir’e uzaklığı 80 km, aynı zamanda bölge ili olan Bursa İl Merkezi’ne uzaklığı 95 km olup, diğer komşu il merkezlerinden kuzeyde Sakarya’ya 102 km, güneyde Kütahya’ya 110 km, kuzeydoğuda Bolu’ya ise 216 km mesafede yer almaktadır. BİLECİK İLİNİN İLÇELERİNE UZAKLIĞI BİLECİK-BOZÜYÜK 34 Km. BİLECİK-GÖLPAZARI 42 Km. BİLECİK-İNHİSAR 56 Km. BİLECİK-OSMANELİ 32 Km. BİLECİK-PAZARYERİ 30 Km. BİLECİK-SÖĞÜT 30 Km. BİLECİK-YENİPAZAR 81 Km. BİLECİK'TE FAALİYET GÖSTEREN OTOBÜS FİRMALARI VE HAREKET SAATLERİ ÖZ BİLECİK SEYAHAT Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 212 84 14 - 55 51 Hareket Saatleri BİLECİKT'en BURSA'dan 07.30 07.30 09.00 09.00 10.30 10.30 12.00 12.00 13.30 13.30 15.00 15.00 16.30 16.30 18.00 18.00 19.30 19.30 BİLECİK'ten İNEGÖL'den 08.30 08.30 12.30 12.30 16.30 16.30 19.30 19.30 KAMİL KOÇ Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 21252 53- 52 54 Hareket Saatleri BİLECİK’ten 13.00 Antalya 15.00 İstanbul 16.00 Antalya 17.30 İstanbul 23.00 Anamur 00.30 Alanya 00.30 İstanbul 01.30 Fethiye-Kaş BUZLU Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 212 12 73 Hareket Saatleri BİLECİKT'en - ESKİŞEHİR'e 09.00 19.15 12.15 20.15 13.15 21.15 14.15 22.15 15.15 23.15 16.15 04.45 17.15 05.45 18.15 BİLECİKT'en - İSTANBUL'a 08.30 16.00 10.00 17.00 11.00 18.00 12.00 19.00 13.00 20.30 14.00 01.45 15.00 02.45 İSMAİL AYAZ Bilecik Otogar Tlfn:228 212 90 00- 228 4442626 Hareket Saatleri İSTANBUL'dan - ESKİŞEHİR'e 06.00 16.00 07.00 17.00 08.00 18.00 09.00 19.00 10.00 20.00 11.00 21.30 12.00 23.00 13.00 24.00 14.00 01.00 15.00 ESKİŞEHİR'den - İSTANBUL'a 06.00 16.00 07.00 17.00 08.00 18.00 09.00 19.00 10.00 20.00 11.00 21.30 12.00 23.00 13.00 24.00 14.00 01.00 15.00 02.00 YÜKSEL TURİZM Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 212 43 85 Ali ÖKSÜZ Firmalar Yüksel Trizm Yalova Seyehat Kütahyalılar Göltur Seyehat Denizli Seyehat Pamukkale Seyehat Aksel Seyehat Kütahya Astur Kontur Seyehat Bilecik'ten;Söğüt-Gölpazarı-Yenipazar-Pazaryeri ilçelerine ulaşım için; Tlfn: 0 228 212 43 85 Bilecik'ten; Bozüyük İçin; Tlfn: 0 228 212 76 15 Bilecik'ten Osmaneli için ; Tlfn: 0 228 212 58 03 http://www.bilecik.gov.tr/default_B0.aspx?content=297
...Devamını Oku
Denizyolu
İlimizde Denizyolu bulunmamaktadır.
...Devamını Oku
Matematik Konum
Enlem
Boylam
Özel Konum
Bilecik Marmara Bölgesinin güneydoğusunda Marmara, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege Bölgelerinin kesim noktaları üzerindedir. 39° ve 40° 31' kuzey enlemleri ile 29° 43' ve 30° 41' doğu boylamları arasında bulunmaktadır. Doğudan Bolu ve Eskişehir güneyden Kütahya, batıdan Bursa, kuzeyden Sakarya illeri ile çevrilidir.
...Devamını Oku
Yeryüzü Şekilleri
Adı Tür Özellikler
ÇİÇEKLİ YAYLA Yayla Bozüyük İlçe Merkezine yaklaşık 32 km. uzaklıkta yüksekliği 1906 metre olup, Endemik bitki “Çimtien” sadece Çiçekliyayla’da yetişmektedir.
DODURGA BARAJ GÖLÜ Baraj Gölü Bozüyük ilçe merkezine yaklaşık 20 km. uzaklıkta Dodurga kasabasının 2 km güney batısında yer alan DSİ’ye ait baraj ve çevresi dinlenme ve kamp yapmaya elverişlidir.
GÜNYURDU BARAJ GÖLÜ Baraj Gölü 2007 yılında sulama amaçlı yapılan gölet hem doğal güzelliği hem de olta balıkçılığı açısından ilimizin en nadide mesire yerlerindendir.
HARMANKAYA KANYONU Kanyon Bir doğa harikası olan kanyonun uzunluğu 3 km.yi bulmaktadır. Özellikle dağcıların ve trekking yapmak isteyenlerin uğrak yeri olan kanyon, ildeki keşfedilmemiş gizli turizm hazinelerindendir.
İNHİSAR MAĞARASI Mağara İlçe merkezindeki İnkaya tepesinin kuzey yamacında bulunan mağara Sakarya nehrine ve İnhisara tepeden bakmaktadır. 350 metre rakımı olan mağaranın uzunluğu 170 m, derinliği ise 40 m'ye ulaşmaktadır.
KAMÇI YAYLASI Yayla Pazaryeri ilçesinin Bozcaarmut köyü yöresindeki yayla çam ormanları ile önem taşır. Kamp ve dinlenme yeri olarak kullanılmaktadır.
KINIK ŞELALESİ Şelale Bilecik-Bursa karayolunun Kınık köyü Alamandere mevkiinde bulunan şelalenin il merkezine uzaklığı 25 km.'dir
KIZILDAMLAR BARAJ GÖLETİ Baraj Gölü İlimiz Merkez Kızıldamlar köyünden 9 km mesafe de bulunan Baraj Göleti sulama hizmeti vermektedir.
KÖMÜRSU YAYLASI Yayla Bozüyük ilçe merkezine 28.km. uzaklıkta Köknar, Karaçam,Kayın,Ardıç ağaçları ve envai çeşit çiçeklerle kaplı olan yayla kamp ve trekking turizmi amaçlı kullanılmaktadır.
Pelitözü Göleti Gölet Etrafı çam ağaçları ile kaplı olan gölet, il merkezine 7 km. uzaklıktadır. Ulaşım kolaylığı ve geniş bir alana sahip olması nedeniyle özellikle hafta sonları büyük ilgi görmektedir.
Sakarya Nehri Nehir Nehir kenarlarında seracılık çok gelişmiştir. Piknik, kamp ve karavan turizminin yanında amatör balık avcılığı da yapılmaktadır. Nehrin il sınırları içindeki uzunluğu 80 km.dir.
SOFULAR YAYLASI Yayla Bozüyük ilçe merkezine 25 km. uzaklıktaki çam ve köknar ağaçlarıyla kaplı olan yaylanın yüksekliği 1600 metredir .Kış ve yayla turizmi açısından önemli olan yayla 104 ha açık alana sahiptir.
SUUÇTU ŞELALESİ Şelale Yenipazar ilçesi, Yukarı Çaylı Köyündeki şelalenin çevresi ilgi çekicidir. Hafta sonları piknik alanı olarak kullanılmaktadır.
YENİPAZAR GÖLETİ Baraj Gölü İlçe Merkezine 3 km mesafede bulunan gölet sulama amaçlı yapılmış, olta balıkçılığına da elverişlidir.
    İklim
    İklim

    İKLİM

    Bilecik ilinin geçit bölgesinde bulunması, su kaynakları ve farklılık gösteren topografyasına paralel olarak 3 farklı iklim tipi görülür.

    Genel olarak Merkez, Gölpazarı, Osmaneli ve Söğüt İlçelerinde Marmara Bölgesi; Bozüyük, Pazaryeri ve Yenipazar ilçelerinde ise İç Anadolu Bölgesi iklimleri geçerlidir. Ayrıca Gölpazarı, Osmaneli ve Söğüt ilçelerinin Sakarya Irmağı kıyı şeridinde mikro-klima iklim bölgeleri görülmektedir.

     Bilecik İlinde yıllık yağış toplamı 450 kg/m² dolayındadır. Yağış en çok ocak ve mayıs aylarında düşmektedir. Bulutluluk durumu açısından 92 gün açık, 96 gün kapalı ve 177 gün bulutlu geçmektedir.

    Diğer klimatik veriler şöyledir:
    Yıllık sıcaklık ortalaması: 12,3 °C Karlı gün sayısı: 25
    En soğuk ay: Ocak (2,5 °C) Donlu gün sayısı: 55
    En sıcak ay: Temmuz (21,7 °C) Sisli gün sayısı: 14
    Yıllık ortalama nispi nem: % 66 Kırağılı gün sayısı: 25

    İl merkezini kapsayan klimatolojik veriler, ilçelerde farklılık göstermektedir.
    İl düzeyinde tespit edilen en yüksek sıcaklık 1945 Ağustosunda 40,6 ºC, en düşük sıcaklık ise 1950 Ocak ayında -16 ºC olarak bulunmuştur. Bilecik’te batı ve kuzeybatı rüzgârları etkindir. Ortalama rüzgâr hızı 3,4 m/sn’dir. Yıl içinde rüzgârlar 135 gün kuvvetli rüzgâr ve 17 gün de fırtına şeklinde esmektedir.

    Kaynak:Bilecik Valiliği http://www.bilecik.gov.tr/

    ...Devamını Oku
    Flora

    http://bolge2.ormansu.gov.tr/2bolge/duyurular/Bilecikdogaturizmieylemplani.pdf

    ...Devamını Oku
    Fauna
    Fauna 
    Anadolu, birçok türün anavatanı olmasının yanında özellikle geçmişteki jeolojik ve 
    iklimsel değişikliklerden etkilenen canlılara barınak olmasından dolayı dünyadaki herhangi 
    bir kara parçasından çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir. 
    Anadolu, yaşayan öğeleri içeren zengin bir müzedir. Avrupa kıtasının tümünde bitki 
    türlerinin sayısı yaklaşık 12.000 kadar olmasına karşın, bugün Türkiye'de kaydedilmiş bitki 
    türü sayısı hemen hemen bu sayıya yaklaşmıştır; gelecekteki çalışmalarla bu sayının daha da 
    artacağı düşünülmektedir. Hayvan türlerinin sayısının ise, Avrupa Kıtasında 
    yaşayanların hemen hemen 1,5 katı kadar, yani 80.000'in üzerinde olduğu varsayılmaktadır. 
    Ayrıca her türün, topografik özelliklere bağlı olarak çeşitlenmesi sebebiyle, çok fazla 
    miktarda alttür ve ırkla temsil edilmesi, bu zenginliğe ayrı bir değer daha katmaktadır. 

    http://bolge2.ormansu.gov.tr/2bolge/duyurular/Bilecikdogaturizmieylemplani.pdf
    ...Devamını Oku
    Ekonomik Yapı
    http://www.bilecik.gov.tr/
    ...Devamını Oku
    Ortalama Sıcaklık Nem

    Haberler ve Duyurular TÜMÜ