­

Safran Tadında Bir Rota 

Bir sanatçının firçasını tuvalin üzerinde gezdirirken göstermiş olduğu hassas dokunuşlar gibi özenerek ya da bir dedenin torununun yanaklarını okşarken, nasırlı parmakları, o pembe küçük yanakları tahriş etmesin diye ellerini, naif bir şekilde uzattığı gibi ürkek ellerin, toprak üzerindeki mor yapraklı nadide çiçeklere dokunduğunu düşünün. Safran çiçeği hasadı işte böyle bir şey! Çiçeğe zarar vermemecesine gösterilen inanılmaz bir hassasiyet ve yanı sıra sevgi ve aşk ile çiçeklere dokunan elleri gördüm safran hasadında.

Son yıllarda özellikle fotoğraf tutkunları başta olmak üzere seyahat severler için oldukça rağbet gören ve merak uyandıran yeni bir rota oluşturulmuş; “Safranbolu safran çiçeği tarlaları” ya da “safran çiçeği hasadı”. Bu güzel rotanın içinde bir de Tokatlı Kanyonu’nu tepeden seyretmek için yapılmış olan Türkiye’nin ilk camdan terası Cam Teras ve Ulukaya Şelalesi gezisi de olunca keyifli bir rota sizi bekliyor demektir.

Safranbolu denilince ilk aklıma gelen; geleneksel Türk mimarisi karakteriyle yapılmış olan ve UNESCO tarafından koruma altına alınmış bulunan Safranbolu evleri geliyor elbette. Ama hiç merak ettiniz mi Safranbolu’nun adı nereden gelmektedir diye.  Evet bu turistik ilçenin adını; kendini dünyada meşhur eden evleri ve tarihi dokusuyla değil de, civar köylerinde yetiştirilen ve çok değerli bir çiçek olan safrandan aldığını biliyor muydunuz? Doğrusu ben bilmiyordum.

Bu hafta sonu ben de rotamı Safranbolu’ya çevirdim. Bu defa seyahatimin amacı; Safranbolu evlerini görmek değil, mevsim itibariyle son günlerine yetişeceğim safran hasadını gözlemlemek ve safran çiçeğini tanımaktı. 

İşte böyle bir organizasyona Ankara’dan katılıyorum. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuğun akabinde Safranbolu’ya 8 km. uzaklıkta olan Yukarı Çiftlik köyüne özel bir işletmeciye ait safran tarlasına varıyoruz. Hava parçalı bulutlu. Safran hasadının son günlerine gelindiğinden tarladaki safran çiçekleri yoğunluğu bir hayli azalmış. Ancak yine de küçümsenmeyecek miktarda çiçek, topraktan toplanmayı bekliyor. Güneşin ara sıra da olsa bulutların arasından sıyrılıp bir an gülümsemesiyle, mor yapraklı safran çiçekleri de hazan mevsimine inat canlılıklarıyla karşılık veriyorlar adeta. Onlarca insan safran tarlasına dalmış, teker teker kopardıkları çiçekleri ellerindeki sepetlere özenle yerleştiriyorlar. Bu arada ellerinde fotoğraf makineleri ya da cep telefonlarıyla, kimisi topraktaki çiçekleri, kimisi çiçek toplayanları ve genel manzarayı gözlemleyip anı ölümsüzleştirmeye çalışan fotoğraf meraklılarının koşuşturmaları hoş görüntülere yol açıyor.

Safran; neredeyse altın değerinde bir bitki. Neden derseniz; yetiştirilmesi ve bakımı zor olduğu kadar  hasat işlemi de bir hayli zahmetli. Bu muhteşem mor çiçekler, teker teker insan eli ile hasat ediliyor.  Seyredenleri kendisine hayran bırakan bu çiçeklerin stamenleri seçilip, kurutularak gıda boyası ve tat verici safran olarak satılıyor.  Ağustos ve Eylül aylarında dikimi yapılabiliyor. Ağırlığına göre en pahalı baharat unvanına sahip safranın 1 gramı yaklaşık 160-200 çiçekten oluşuyor. Safran, ağırlığının 100.000 katı suyu sarı renge boyayabiliyor.

Ülkemizde Safranbolu’da üretilen safran, dünya genelinde daha çok İspanya, Fransa, İtalya ve İran’da yetiştiriliyor. Hücre yenileyici özelliğinin yanı sıra birçok faydası olan bu özel çiçek gıda, tıp, kozmetik ve giyim sektörlerinde kullanılıyor. Merak edenler için söylüyorum, bir gramlık cam şişe içinde satın aldığım safran çiçeği lifine 25 TL ödedim. Yani kilosu; 25.000 TL.

Bu harika safran çiçeği hasadının arkamızda bırakıp yönümüzü bu defa heyecanımızın zirve yapacağı bir noktaya çeviriyoruz; Cam Teras.  Safranbolu’ya 8 km. mesafede yer alan Tokatlı Kanyonu’nu tepeden gören, vadinin derinliğinden 80 metre yükseklikte 11 metre uzunluğunda çelik profil üzerinde camdan yapılmış. 75 ton ağırlığı taşıyabilen teras, aynı anda yaklaşık 400 kişiyi taşıyabiliyor.

Teras alanına vardığımızda kasım ayının ortalarında olsak da, yoğun ziyaretçi akınının olması doğrusu şaşırtmıyor beni. Özellikle Safranbolu evlerini, konaklarını görmek için  Türkiye’nin her yerinden turistik turlar düzenlenir bu bölgeye. Bir de ilçeye çok yakın olan doğal güzellikler de tur programlarına dahil edilince Safranbolu’nun ve bölgenin  ziyaretçi sayısı  gün  geçtikçe artıyor hâliyle.

Ulus ilçesinde öğle yemeğinde; köfte, yanında ev yapımı manda yoğurdu ve yöresel sac baklavası, enfes lezzetleriyle taçlandırıyor gezimizi. Ayrıca burada hoş bir sürprizle karşılıyoruz. Belediye Başkanı yemek esnasında ziyaret ediyor ekibimizi. Ulukaya Şelalesi’nde rastladığımız ilçe kaymakamı da elleriyle kırdığı cevizi bize ikram ederken yakın gelecekte hizmete girecek otelin yanı sıra turizmle ilgili yatırımlarından ve beklentilerinden bahsediyor. Ulus ilçesinin gerek yöneticileri, gerekse esnafı ve halkı gelecekte turizmden pay almak üzere tatlı bir heyecan ve heves içinde olduklarını gösteriyorlar.  Bu şirin ilçede kısa bir tur atıyoruz. 300 yıllık anıt çınar ağacı ilçe girişinde ziyaratçilere “Hoş geldiniz!” derken asırlara meydan okuyor.  İlçenin kültürel kimliğini öne çıkaran etnografya müzesi de bir hayli ilgi çekici…   

Son durağımız; Ulukaya Şelalesi. Ulus ilçesine 17 km. uzaklıkta Ulukaya köyünün hemen yanı başında bulunan şelale, Ulus çayı üzerinde bulunuyor. Mitolojiye konu olmuş şelalenin hikayesi, tanıtım levhasında yer almış. İster istemez okuyanları daha şelaleyi görmeden etkiliyor ve meraklandırıyor. Efsane bu ya!

Uzun boylu, yakışıklı bir delikanlı olan Selamnos, küçük yaştan beri koyun ve keçilerini  dağlarda otlatarak yaşamını sürdürürdü. Hera ise mavi gözlü, uzun ve sarı saçlı, süt beyaz tenliydi. Güzelliğiyle delikanlıların rüyalarını süslerdi. Günlerinin çoğu ormanda geçerdi. Babasıyla beraber yaşayan Hera, ormandan odun, reçine, papatya, nergis çiçeği ve ıhlamur toplamaya giderdi. Bir gün Selamnos ve Hera derelerin çağıldayarak aktığı, güneşin ağaçların arasında güler yüzünü gösterdiği ve orman güllerinin bir renk cümbüşüne çevirdiği cennet yeşili ormanda karşlaşırlar. Bu karşılaşma ve ara ara buluşmalar zamanla efsanevi bir aşka dönüşür. Bu aşk Ulukaya’ya, Drahna’ya ve Paphlagonia’ya sığmaz olur. Hera’nın ailesi istemese de onlar evlenmeye karar verirler. Ne var ki, mutlulukları uzun sümez. Selamnos aniden rahatsızlanarak yatağa düşer. Hera ise artık seven kadın değildir, hayata küsmüştür ve kocasından kaçmaya başlar. Selamnos Hera’dan kaynaklanan hayal kırıklığı nedeniyle hayatına son vemek ister. Bunun için uygun bir yer düşünürken birden, “İşte orası Ulukaya!” diye bağırır. Koşarak nefes nefese Ulukaya’nın zirvesine ulaşır. Heraaaaaa! Heraaaaaa! Heraaaaa! diye bağırır. Dağlarda yankılanan “Heraaaaaaa!” sesleri kulağına geldikçe inadına bağırmaya devam eder. Bir daha bir daha derken Hera’nın hayaliyle boşluğa bırakır kendini.

Aşk tanrısı Eros böyle hazin biten ve herkesin göz pınarlarını dolduran bu aşkın unutulmamasını ister. Selamnos’un bedeni yere değer değmez akıp giden yer altı suyunu şelaleye dönüştürür. Selamnos, oluşan şelaleden çıkan suyla beraber, başını taştan taşa vurarak akar gider Karadeniz’e doğru. Ulus dağlarına, ovalarına aşk feryatları sığmaz olur. Tanrıça Eros ile diğer tanrılar ne yapılması gerektiğine birlikte düşünüp karar verirler. Verilen karar gereği o günden bu güne her kim Ulukaya Şelalesi’nden bir yudum su içerse ya da bir mendil ıslatırsa aşkları tutkuya dönüşecek ve sonsuza dek sürecek. Selamnos’un acıları da bunu göze alabilenlerin sevgisiyle azalacak.

Bu hazin aşk hikayesi yüreklere dokunadursun yaklaşık 10 dakikalık yürüyüşün ardından şelaleye ulaşıyoruz. Şelalenin suları yaklaşık 10 metre genişliğinde bir kaya oyuğundan çıkıyor. Neredeyse 15-20 metre yükseklikten büyük bir gürültüyle vadi derinliklerine dökülen şelale muhteşem bir görüntü oluşturuyor. Suyun kayalara çarpmasından kaynaklı etrafa saçmış olduğu su zerrecikleri Selamnos’un göz yaşlarını hatırlatırcasına  yüzümüze çarparken, Selamnos’un Heraaaaa! Heraaaaaa! diye seslenişi kulaklarımızda yankılanıyor gibi.

Günler kısa, zaman acımasız. Bir gün daha sona ermek için akşamın alacakaranlığına teslim olmak üzereyken dönüş telaşı başlıyor.  Eeee unutmadık elbette efsaneyi. Şelaleden akan sudan içemesek de Selamnos ve Hera’nın aşklarının acısını dindirmek üzere  köy pınarından akan suyundan kana kana içtikten sonra dönüş yolculuğumuz başlıyor.

Yeni güne ve yeni efsanelere doğru…

24.11.2017

Erdoğan Gümüş

Instagram:@erdogangumus1

E-Kitap / Döküman

SAFRANBOLU