­
Hoca Ali Rıza
(1858 - 1930)

Manzara, natürmort ve hayalden yaptığı resimlerle tanınan Hoca Ali Rıza, eğitimini Mekteb-i Harbiye’de tamamladı, Süleyman Seyyid ve Mösyö Kess’den resim dersleri aldı. Harbiye’de öğrenciyken başarıları nedeniyle II. Abdülhamid tarafından nişanla ödüllendirildi. 1885/1886’da mezun olduğunda öğrenim için İtalya’ya gönderilecekken Napoli’de çıkan bir kolera salgını nedeniyle bu olanağı kullanamadı. 1886’da Kuleli İdadisi’nde Osman Nuri Paşa’nın yardımcılığına atandı ve 1908’e kadar bu görevde kaldı.

{BENZERICERIK="Türk Ressamlar"}

Ressam, hocası Süleyman Seyyid’le olan ilişkisini ve dostluğunu 29 yıl boyunca sürdürdü. 1891’de Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkentlerinin fotoğraflanarak belgelenmesi çalışmalarına katılarak Türk-İslam eserlerine ait görünümlerini çizdi. 1895’te Yıldız Porselen Fabrikası resimhanesinde Halid Naci, Şeker Ahmed Paşa, Osman Nuri Paşa, Ömer Adil Bey gibi sanatçılarla birlikte porselen de resimleyen Hoca Ali Rıza, 1903’te II. Abdülhamid’in Avrupa’dakilere benzer bir askeri müze kurulması (Türk Esliha-i Antika Müzesi) projesi kapsamında Mahmud Şevket Paşa başkanlığında Zonaro, Hoca Ali Rıza, Katip Hüsnü Tengüz, Topçu Sami ve Ahmed Ziya Akbulut’tan oluşan komisyonda görev aldı. Burada tanıştığı Zonaro ile Değirmendere’de çalıştı, Türk-Yunan Savaşı’nı anlatan kompozisyonlar yaptı. 1903’te yine Mahmud Şevket Paşa başkanlığında eski Osmanlı giysilerini içeren bir albüm hazırlanması çalışmalarına katıldı.

Peyzaj

1909’da girdiği Harbiye Matbaası’nda baş ressam olarak iki yıl çalıştı. 1909-1912 yılları arasında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti başkanlığı yaptı. 1909’da Üsküdar İskele Gazinosu’nda resim sergisi düzenledi. 1910’da Şehzadegan sınıflarında hocalık yapan Hoca Ali Rıza, 1911’de yarbaylıktan emekliye ayrıldı. Emekli olduktan sonra 1914’te İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde peyzaj öğretti, 1918’de Çamlıca İnas Kız Sultanisi’nde, 1921’de, Üsküdar Kız Sanayi-i Mektebi’nde, 1929’da Sultan Ahmed Erkek Ameli Hayat Okulu’nda resim öğretmenliği yaptı. Galatasaray Sergilerine, Halkevi Sergileri, 1928 Paris Sergisi’ne katıldı.

Memleketini duygu, biçim ve ahlak açısından en iyi şekilde yansıtmayı amaçladığını, “Tek zevkim ve duygularım, ülkemin tatlı gökyüzü altındaki zümrüt perspektife serpilmiş yerli ve milli bir hayat dili söyleten yuvalarını, mahallelerin manzaralarını, ağaçlıklarını, yüksek tarihi eserlerini öldürmemek ve onlara uzun bir ömür kazandırmaktır.” biçiminde açıklayan Hoca Ali Rıza’nın bu sözleri, resim anlayışının, Barbizon Okulu ile olan bağını gösterir.

Nurullah Berk’in Türk Corot’su benzetmesi yaptığı Hoca Ali Rıza, ona göre kendini hiçbir zaman yeni bir görüşün önderi olarak tanıtmamış, etki altında kalmayı da istememiştir. Doğayı kopya etmekten çok temsil etmeyi amaçlayan ve mesleğini peyzaj ressamlığı olarak tanımlayan Hoca Ali Rıza’nın manzaraları parlak, mutluluk veren bir doğa duygusu yaratır. O, çağdaşları içinde doğaya açılan, doğada çalışan, doğayı kendi gözünün süzgecinden geçirerek yansıtan, başka deyişle tam anlamıyla manzara yapan ilk Türk ressamıdır.

Onun karakalem, suluboya, pastel ve yağlıboyayla gerçekleştirdiği, başta Üsküdar ve çevresi olmak üzere, Ahmediye, Toygartepesi, Tunusbağı, Şemsipaşa, Haydarpaşa, İbrahimağa, Paşabahçesi, Karacaahmet, Çamlıca, Kayışdağı, Bebek, Arnavutköy, Boğaz kıyıları, yalılar, eski sokaklar, kahvehaneler, sokak satıcıları, kadınlar, evler, İstanbul manzaraları, tepeler, ağaçlar, kayalar, çayırlar, dereler, deniz, ve gökyüzü resmettiği konular arasındadır.

Kaynak: Ankara Resim ve Heykel Müzesi / Editör Zeynep Yasa-Yaman, Fotoğraflar: Sıtkı Fırat, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2012