Rivayet edilir ki, Tunceli’nin küçük bir dağ köyünde, biri erkek, diğeri kız, iki çocuklu bir aile yaşarmış. Ailenin her dileği gerçekleşir; her şey gönüllerince olurmuş. O kadar mutlularmış ki herkes onlara imrenirmiş. Aile mutlu; çocuklar sevinç içinde büyümüşler. Her mutluluğun bir sonu vardır, derler. Bir gün çocukların anneleri, aniden rahatsızlanıp ölmüş. Ölüm, mutluluk da bırakmaz; huzur da! O mutlu, mesut aileyi ağır bir yas havası sarmış. Çocuklarına bakacak birine ihtiyaç duyan baba, bir müddet sonra evlenmek zorunda kalmış. Evlendiği kadının çocuğu olmazmış; O da, kocasının çocuklarını kıskanırmış. Baba evden gidince ya da fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış. Gece gündüz eziyet gören çocuklar, babalarının kendilerine inanmayacağını düşünerek, olup biteni anlatmazlarmış. Gene babalarının evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşi, kenger toplamaları için dağa göndermiş. Kız kardeş, topladığı kengerleri kardeşinin sırtındaki torbaya koyarmış. Öyle ki hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. Tam köye dönmeye karar verdikleri anda kız kardeş, erkek kardeşin taşıdığı torbaya bakmış ki, içinde bir tek kenger bile yok. Ne olduğunu anlamamışlar. Kız kardeş, erkek kardeşe, ‘topladığımız bütün kengerleri yedin mi, şimdi eve nasıl döneriz? Üvey annemiz bizi öldürür’ diye çıkışmış. Erkek kardeşi ise ‘yemin ederim ki ben yemedim’ diyerek karşılık vermiş. Erkek olan kız kardeşini inandırmak için ‘istersen karnımı aç da bak!’ demiş. Bunun üzerine, kız, erkek kardeşinin karnını bıçakla yarmış. Ne yazık ki, kardeşi haklıymış; kardeşinin karnında kenger yokmuş! Hemen kardeşinin karnını dikmek istemişse de çocuk, oracıkta ölmüş. Sonradan torbanın delik olduğunu anlamış. Meğer, üvey anneleri onlara dibi delik torba vermiş. Kardeşinin ölümüne neden olan abla, ne yapacağını bilmez halde, orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömmüş. Yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş. Eve geldiğinde babası, kardeşini sorunca, ‘oduncularla gelecek’ demiş. Oduncularla gelmeyince, “hayvan çobanıyla gelecek’; hayvan çobanıyla gelmeyince ‘sürüyle gelecek’ diye babasını oyalamış. Hem babasının korkusu hem de kardeşini öldürmenin vicdan azabı içinde olan kız, Allah’tan kendisini Pepuk Kuşu’na çevirmesini dilemiş. “Allahım beni Pepuk kuşu yap, bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım” diye yalvarmış. Rivayet edilir ki, kız, oracıkta Pepuk Kuşu’na dönüşüvermiş. Tunceli yöresinde, her bahar kenger yetişince Pepuk Kuşunun kendisini ihbar etmesi anlamına gelen acıklı ötüşünün başlaması da bundanmış.
Tunceli Valiliği-Bir Tutam Tunceli,2012