Genel Bilgiler

Nüfus
Yüzölçümü
Plaka Kodu
Telefon Kodu
Matematik Konum
Enlem
Boylam
Özel Konum
İklim
Ortalama Sıcaklık Nem
"Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin, senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler..." Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı böyle yazmıştı Bodrum için. Türkiye’nin tatil yöreleri içinde hiç bir yer Bodrum kadar değişik bir imaja sahip değildir. Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır. İsterseniz Bodrum’u Türkiye’ye ve dünyaya tanıtan Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u ile başlayalım. "Eskiden evler, savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu. Bunlara ev değil "kule" denirdi. Ama deniz özlemiyle, maviye imrenişten ötürü yerlerinde duramayarak, çam kokan nalınlarıyla, tıngır mıngır yokuş aşağı seğirtmişler; iki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca dizilmişler. Arkada kalanlar ayak uçlarına kalkarak kızkardeşlerinin omuzları üzerinden denize bakakalmışlar. Kimi cesur evler de denize dalıp kayık olmuşlar ve dalgalar üzerinde oynaya güle, karadaki pısırık kızkardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin, bir de mandalina bahçelerinin sıkı fıkı akrabalığı vardır. Denizde gidip gelmekten usanan kayıklar ya ev ya da mandalina bahçesi olurlar." Görüp yaşamayana, Bodrum’u tanımayana yalan gelebilir ama Cevat Şakir’in dedikleri aynıyla vakidir, inanın. Bodrum ülkemizin adından en çok söz edilen tatil yörelerindendir. Bodrum’u tanıtan Halikarnas Balıkçısı ve onun Bodrum’a sevdalandırdığı aydınlarımızın, Bodrum’u mesken tutup yılın büyük bölümünü ya da tümünü orada geçiren yazar-çizerlerimizin bu ünde büyük payları vardır. Selim İleri’nin, Vedat Türkali’nin ve daha nice yazarımızın romanları, hikayeleri vardır Bodrum’da geçen. Ünü gittikçe artan, ünü arttıkça kalabalığı da artan Bodrum’da bildiğiniz bir şairimize, yazarımıza ya da ressamımıza rastlarsınız mutlaka bir yerlerde. Ama elbette sadece buradan gelmiyor ünü. Bodrum’un engin yürekli süngercileri, denizlere sevdalı kaptanları, balıkçıları, beyaz badanalı evleri, evlerin duvarlarına sarılmış mor çiçekli begonvilleri, içinde olmasa da çevresindeki pırıl pırıl koyları ve en çok da gündoğumuna doğru uzayıp giden geceleri ününe ün katıyor Bodrum’un. Bodrum yalnızca dinlenilecek bir yer değildir. Tatile mutlaka eğlence katılır. Bodrum tatilinde gün ikiye bölünür. Gündüz masmavi bir koyda denize girilir, parlak güneşin yakıcılığına bırakılır bedenler, yani dinlenilir de geceye hazırlanılır. Gün batıp da yıldızlar gökyüzünü süslediğinde yeni bir hayatın çağrısı duyulur. Bu çağrıya kulak tıkamak mümkün değildir. Bodrum gecesinin çağrısıdır bu. Dostlukların, düşlerin, aşkların çağrısına kim karşı koyabilir? Hele bir de dolunay süslüyorsa gökyüzünü!.. Kıyı boyunda, çevre köylerde ve koylarda, beyaz badanalı evlerin kıyısına dizildiği sokaklarda, yamaçlarda lokantalar geceye hazırdır. Usta balıkçıların ağlarına, oltalarına paçayı kaptırmış balıklar buzlara yatırılmıştır. Orfozlar, renkli skaroslar, midye dolmaları, kalamarlar ve mutlaka ahtapotlar!.. Bodrum’da rakı sofrası kurulmuşsa ahtapot salatası olmazsa olmaz. Ahtapotlarından mı, pişiren ustalardan mıdır bilinmez ama öyledir. Bodrum’da herkes kendi gönlüne göre bir yer bulur akşamı geçirecek. Balıkçı meyhanesi de vardır, pizzacı da. Fasıl geçilen yer de vardır, rock müzik de. Barlar Sokağı, Cumhuriyet Caddesi, Neyzen Tevfik Caddesi, Azmakbaşı; kısacası her yer barlarla, meyhanelerle doludur. Seçim sizin.
...Devamını Oku
Dalaman, turizmde son yıllarda yol alan Muğla ilçelerinden biri. Turizm için her şey var ama, ancak Dalaman havalimanının açılmasıyla turizm yatırımlarında hareketlenme oldu. Dalaman’da, özellikle Kapıdağ yarımadası çevresinde olağan üstü güzellikte koylar olduğunu biliyoruz. Bu koyların bir bölümüne sadece denizden ulaşılabiliyor. Bu nedenle de Marmaris-Göcek arasında dolaşan mavi yolculuk tekneleriyle yatların ideal demirleme ve konaklama alanı oluyor bu koylar. Sarsıla gibi bazı koylara ise karayolu bağlantısı da var. Dalaman’da Devlet Üretme Çiftliği’ni ziyaret edin bir gün. Golf sahası gibi yemyeşil çimenler ve anıtlaşmış palmiyelerle çevrili koskoca bir binadır Üretme çiftliği ve yanında da Abbas Paşa Camisi vardır. Binanın öyküsü de ilginç. Mısır Hıdivi Abbas Paşa, ava meraklı olduğu ve bu çevrenin de “uçarı kaçar”ı bol olduğu için Dalaman’ a bir av köşkü yaptırmak istemiş. İnşaat işi de Fransızlara verilmiş. Aynı günlerde Fransız inşaat grubuna bir de Mısır’da istasyon binası siparişi verilmiş. Ama Fransızlar hazırladıkları projeleri karıştırmışlar, İstasyon binası projesini Dalaman’a, av köşkünü ise Mısır’a göndermişler. Kimse de farkına varmamış bu karışıklığın ve tren yolu geçmeyen Dalaman’a av köşkü diye istasyon binası yapılmış. İşlevselliği olmamasına rağmen istasyon, mimarisi ve öyküsü hoş bir bina olarak kalakalmış Dalaman’da. DALAMAN ÇAYINDA RAFTİNG Dalaman çayı, son yılların en gözde rafting parkurları arasında. Farklı zorluk derecelerinde iki ayrı etabı bulunan Dalaman çayının üst etabı 3. zorluk derecesinde ve bu etap rafting botlarıyla geçilebiliyor. Alt bölümde kalan 2. etap ise "river-kayaking" olarak adlandırılan küçük botlarla geçiliyor ve ilk kez deneyenlere ve tavsiye ediliyor. 1 zorluk derecesindeki bu etaba, çocuklar da katılabiliyor.Baraj çalışmalarının hızla ilerlediği Dalanan çayında belki bu yıl son kez rafting ya da river kayaking yapılabilecek. Eğer ilginizi çekiyorsa acele edin.Seyahat acentalarınrın broşürlerinde Dalaman çayı rafting-river kayaking şöyle tanımlanyor:"Dalaman Çayı, Rafting-Kayaking Alt Parkuru" Demirli Köyü, Akköprü mevkiinde start alıp, yaklaşık 12 km.lik bir kurstan sonra Arpacık mevkiinde son buluyor. Rafting turu düzenleyen seyahat acentaları, grupların başlangıç noktasına transferlerini sağlıyor. Başlangıç noktasında soğuk meşrubat servisi ile karşılanan gruplara nehir ve teknik ekipmanla ilgili gerekli uyarı ve tanıtım konuşmaları yapılıyor. Akköprü’den takribi 5 km. sonra bulunan "Yemek Molası" noktasına 1 saat içerisinde ulaşılıyor. Yemek servisi açık havada veriliyor. Yemekten sonra, parkurun yaklaşık 10. km.sine dek kürek çekiliyor ve bu zevkli yolculuğu animasyon ağırlıklı bir yüzme molası izliyor. SARSILA KOYU Dalaman “istasyonu”nun yapımı için kullanılan malzemelerin çoğu, Fransa’dan gemilerle gelmiş. Ve gemiler, Dalaman’a 12 km uzaklıktaki korunaklı ve sakin koy olan Sarsıla Koyu’na yanaşmışlar. Koy şimdi mavi yolculuğa çıkan tekne ve yatların uğrak yerlerinden biri. Çamlarla denizin kucaklaştığı, hiç bir yapılaşmanın olmadığı tertemiz deniz ve kumsala sahip koyun tek kusuru, karayolunun kötülüğüydü. Artık her araçla rahatlıkla gidilebiliyor. Havaalanı yolundan Kabukarkın köyü üzerinden geçilerek gidilen orman yolu, Dalaman çayının kollarından Tersakan Çayının yanından ve denize bağlantılı kükürtlü bir çok gölün çevresinden geçiyor. Son derece keyifli görüntülerin eşlik ettiği yolculuk Sarsıla koyunun zirvesine ulaştığında gerçekten de sarsıcı bir panoramaya dönüşüyor. (Kapıdağ yarımadası’nın Göcek körfezine bakan koy ve adaları için Muğla’da Mavi Yolculuk ve Yat Turizmi sayfalarına bakınız)
...Devamını Oku
Datça’nın en canlı noktası yat limanının çevresidir. Hergün çok sayıda tekne uğrar bu limana. Teknelere de servis veren her türlü alışveriş yeri dağılmıştır liman çevresine. Hem liman çevresinde, hem de şehir merkezine açılan cadde ve sokaklarda kaliteli lokantalar, renkli barlar bulabileceksiniz. İskele mahallesinde suyu denize bağlı bir minik göl göreceksiniz. Merkeze 3 km uzaklıkta Datça’nın eski merkezi Reşadiye mahallesinde geleneksel Türk taş evleri meraklıları için ilginç olabilir.Selçuklu döneminden kalma camisiyle 7 km uzaklıktaki Hızırşah köyü de unutulmamalı. MÖ. 4. yy’da işletildikleri anlaşılan ve kazı çalışmaları süren Seramik Atölyeleri’ni Eski Datça ile Hızırşah Köyü arasında görebilirsiniz. Özel mülkiyette olan Reşadiye Eski Konak diye adlandırılan ev özellikle iç nakışları ve tavan süslemeleri ile ilgi çekicidir. Ege ile Akdeniz’in buluşma noktasıdır Datça. Marmaris’ten batıya uzanan 70 Km. uzunluğundaki Datça Yarımadası’nın bir yüzü Akdeniz’e, bir yüzü Ege’ye bakar. Knidos antik kentinin bulunduğu yarımadanın uç noktasına gidenler, iç limanın Akdeniz, dış lımanın Ege suları olduğunu bilip, heyecanını duyabilirler bu keyifli coğrafyanın. Datça Yarımadası bir büyük yarımada. Bencik limanından, yarımadanın en dar yerinden başlıyor ve Knidos’a kadar uzanıyor. Haritada koptu kopacak gibi gözüken bu en dar yerin Hisarönü körfezine bakan tarafı Bencik limanı, Gökova körfezine bakan tarafı Bördübet. Arasındaki mesafe 800 metreye kadar iniyor. Bir ara bu dar yeri açıp da Datça’yı ada haline getirmek isteyenler bile olmuş. Tarihin babası Heredot’a göre Perslerin İonia’ya girmesi üzerine Knidos’lular Balıkaşıran Mevkiindeki bu dar kıstağı kazarak yurtlarını ada haline getirmek istemişler. Çok çaba harcamışlar ama yarımada anakaradan kopmamak için direnmiş. Taşları kıranların başta gözleri olmak üzere her yerlerinde onulmaz yaralar açılmaya başlamış. Bunun üzerine vazgeçmişler. Bu inatçı topraklar belki de daha da dirençlidirler artık.Ülkemizin büyük şairi Can Yücel Datça’da gömülmüştür de torunu “Dedemi ektiniz mi ?” diye sormuştur. Coğrafya bilgini Strabon “Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olması için Datça Yarımadası’na gönderir,” demiş. Bu öyle boşuna söylenmiş bir söz değildir. Yörede anlatılan bir öykü Strabon’u doğruluyor: Günümüzden 4-5 yüz yıl kadar önce İspanyol korsanlar Datça’nın açıklarından geçerken gemideki cüzzamlı hastaları atmaya karar vermişler ve yanaşıp Sarıliman Koyu’na bırakmışlar. Ölüme terkedilen cüzzamlılar Datça’nın bol oksijenli havasıyla iyileşmişler, yaraları kapanmış. Emecik Dağı’nın eteklerine bir köy kurup burada yaşamaya başlamışlar. Bu toprakların, bu yurdun insanı olmuşlar. Emecik’te kimse bu hikayeyi hatırlamıyor, dahası böyle bir öyküden hoşlanmıyorlar. Öykü doğru mudur, yakıştırılmış mıdır bilinmez ama Datça’nın havasının insanı sağlıklı kıldığı gerçektir. Belki bu nedenledir ki Dorlar bu bölgede 50’nin üzerinde yerleşim kurmuşlar. 2700 yıl önce yarımadanın nüfusu 70.000’in üzerine çıkmış. Şimdilerde nüfusun 15.000’i bile bulmadığı düşünülürse ne olağanüstü bir uygarlıktan söz edildiği anlaşılır. Son yıllarda Datça yeniden keşfediliyor. Kalabalıktan, gürültüden, kirlilikten kaçanlar Datça’yı ömürlerinin sonuna kadar kalacakları bir mekan olarak belliyorlar. Siz de Datça’yı günübirlik bir uğrak yeri gibi düşünmeyin. Yarımadanın etrafında tamı tamına 52 koy bulacaksınız. Kimisine sadece denizden ulaşılabilen bu koylardan biri gün boyu sadece size ait olabilecek. Kalabalık ve plaj arayanlar toplam 13 km uzunluktaki plajlardan birine atabilirler kendilerini. Datça plaj ve koylarındaki denizin güzelliğini, akvaryum duruluğundaki suyunu unutamıyacaksınız. Küçük ve güzel oteller bulabilecek, tekneyle koylarında dolaşabilecek, Knidos antik kentinin etkileyici kalıntıları arasında keşiflerde bulunacak, renkli Datça akşamlarında hoş anılar biriktirebileceksiniz.
...Devamını Oku
Her kent, her deniz bir renkle anılsaydı Fethiye’ye turkuaz yakışırdı. Turkuaz yeşile çalan mavi demek ve Türk’ten üretilmiş, Türk çinilerinin mavisinden. İşte mavinin bu en güzel tonu gelip Fethiye’de Ölüdeniz’e oturmuş. Akşamüstü, günbatımına doğru doğa harikası Ölüdeniz’de, başka hiç bir denizde göremeyeceğiniz türkuazı yakalayacaksınız. Mavi desen mavi değil, yeşil desen yeşil değil ama hem mavi, hem yeşil. Anlatması zor. İyisi mi siz gidip kendiniz görün de vurgun yemiş gibi olun! Fethiye’ye varıp da kalacağınız yere yerleştiniz mi, önce bir çarşısını dolaşın. Oldukça iyi korunmuş, yapılaşmanın kontrol altında tutulduğu, daracık sokakları gölgeli, küçücük meydanlarıyla sevimli çarşısını dolaştınız mı kendinizi artık Fethiyeli hissedeceksiniz. Yabancılığınızı unutacaksınız da yıllardır burada yaşıyormuşsunuz gibi bir duygu saracak içinizi. Akşam olunca çarşının rengi ve havası değişiverir. Lokantaların, barların zamanıdır artık. Balıklar ızgarada cızırdamaya ve ortalığı hafiften bir anason kokusu sarmaya başlamıştır. Gündüzün sıcağı da geride kalmış, akşamın serinliği egemen olmuştur. Fethiye çevresini öyle birkaç günde dolaşmak kolay değildir. Tatil için her şey vardır. Tarih, kültür, plaj, su sporları, Türkiye’nin en iyi yamaç paraşütü alanı, Türkiye’nin en etkileyici ören yerleri, en iyi koyları, mutfak ve alışveriş. Fethiye dışında, tatili bu denli dolu geçireceğiniz, her anından zevk alacağınız yerlerin sayısı azdır. Fethiye’yi sayfalara sığdırmak da zordur bu nedenle. Gelin başlayalım gezimize. KENT GEZİSİ Antik çağda Telmessos kahinler kenti olarak ünlenmişti. Eski kent Telmessos Fethiye’nin sırtını dayadığı dağın yamaçlarından körfeze kadar uzanan geniş bir alanda kurulmuştu. Kalıntılar bugün de izlenebilir. Başınızı kaldırıp baktığınızda yamaçta Amintas Kral Mezarı’nı göreceksiniz. İon sitilinde ve tapınuk türündeki anıt mezarın cephesi iki sütunludur. Soldaki sütunun orta kısmında "Herpamias oğlu Amintas" yazılı. İçeride üç taş peyke bulunmaktadır. Kentin içinde ve çevresinde pek çok lahit ve kaya mezarı göreceksiniz. Anıtsal lahit mezarlardan en önemlisi PTT yanındadır ve Likya dönemine aittir. Lahit, savaşçıları simgeleyen kabartmalarla bezenmiş. Şehrin güneyinde yükselen tepenin üzerindeki Telmessos akropolünde Aziz John Şovalyelerinin yaptığı sanılan bir kalenin kalıntıları var. Kale Osmanlı döneminde de kullanılmış. Tepeye çıkanlar, sur kalıntıları, sarnıç ve tepenin doğu yüzünde küçük kaya mezarları görecekler. Telmessos’un amfi tiyatrosu, iskelenin hemen üzerinde sürdürülen kazılar sonucu ortaya çıkarıldı. Erken Roma döneminde inşa edilen, M.S 2. yy’da onarım geçiren tiyatronun 5.000 kişi kapasiteli olduğu ve Bizans döneminde Arena olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Şimdiki hali ile 1.500 kişinin kullanımına cevap veren Telmessos Tiyatrosunun onarımı için hazırlıklar sürüyor. Fethiye’de Osmanlı dönemine ait eserler arasında 1791 yılında yapılan Eski Cami ve Fethiye Hamamı sayılabilir. Her iki eser de Paspatur Çarşısı’ndadır. 14 kubbeli ve 6 kemer üzerine kurulmuş hamam bugün de kullanılıyor. 2001 yılında açılan Fethiye Şehitler Anıtı, Kurtuluş Savaşı, Çanakkale savaşları, Kıbrıs ve Kore şehitleri anısına dikilmiş. Kaideyi çepeçevrre saran rölyefler bu savaşlarda şehit olan askerleri betimliyor. FETHİYE MÜZESİ Başta Telmessos olmak üzere Fethiye çevresindeki antik yerleşimlerde sürdürülen kazılarda elde edilen buluntuların sergilendiği Fethiye Müzesi, kent gezisi öncesi ya da sonrasında gezilmeli. Tunç, arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait arkeolojik, Menteşe, Osmanlı ve yakın döneme ait etnografik eserlerin sergilendiği müze Pazartesi dışında her gün 08.00-17.00 saatleri arası açık.
...Devamını Oku
Kavaklıdere
...Devamını Oku
Aydın-Muğla karayolu üzerinde, Çine vadisini aşıp Yatağan’a yaklaştığınızda yol kenarındaki açıklıklarda çeşitli el sanatları ürünlerinin ve süs eşyalarının yer aldığı tezgahlar gözünüze çarpacak. Çoğu bakırdan yapılmıştır bunların ve anayoldaki sapaktan yaklaşık 26 km ötedeki Kavaklıdere ilçesinden getirilip burada satışa sunulmaktadır. Bu güzel ürünlerin yapıldığı Kavaklıdere’yi ve ilçeye bağlı Menteşe beldesini görmek için yarım gününüzü ayırmaya değer. Denizden yüksekliği 700-800 metre olan ve Ormanla kaplı bu iki beldenin sakinleri yörüklerdir. Yörük kültürü düğünlerde, yayla şenliklerinde yaşatılır. Kavaklıdere’de bakır işlemeciliği, kalaycılık, marangozluk, halıcılık gelişmiştir. El sanatları ve süs eşyalarının ünü Muğla sınırlarının ötesindedir. Türkiye’nin her tarafında çerezcilerin kullandığı leblebi tavaları buradan gider. Kavaklıdere’nin Otantik Bakırcılar çarşısını mutlaka gezmelisiniz. BİTKİ ÖRTÜSÜ VE YABAN HAYATI İlçenin yaklaşık %70’i çam ormanıyla kaplı. Toros lalesi, kardelen, Adaçayı gibi çayı da yapılan Göktepe otu yöreye has bitki türleri arasında. Kuzu göbeği ve çintar denilen mantar türleri ise köy mutfağının değişmezleri arasında ve aynı zamanda köylüler için gelir kaynağı. Ormanlarda boy yaban domuzu yaşıyor. Kışın domuz avcılığı ilgi görüyor. YAYLALAR Gökçukur yaylası 1700 rakımlı. Tümüyle orman kaplı yaylada Orman İşletme Müdürlüğüne ait oberj türü konaklama ünitesi bulunuyor. Menteşe’ye 5, Kavaklıdere’ye 15 km uzaklıktaki Yerküpü yaylası ise bölgenin en popüler yaylası. KALAYCILIK DİLİ Bakırcılık Kavaklıdere ile o kadar özdeşleşmiş ki, “Kalaycılık Dili” denilen bir dil gelişmiş bu mesleği yapanlar arasında. Bakıra “palle” diyorlar mesela. Müşteriye metrek, paraya nezilli, namaza imam işi, 1’e sama, 2’ye kulak. Diğerleri ise şöyle: -Cimitçi: Öğretmen -Partal: Elbise -Mazın: Silah -Sürtmek: Yemek,içmek -Manigadı: Köpek -Tünemek: Yatma, uyuma -Yanbol: Polis, asker -Çeklemek: Bakmak -Dibo: Yok -Tuna: Çok -Yıkım: İyi, güzel -Kös: Kötü, çirkin -Sarıgenek: Altın KAVAKLIDERE ÇEVRESİNDE ANTİK YERLEŞİMLER Hyllarima: Yatağan-Kavaklıdere yolu üzerinde, Kavaklıdere kavşağı yakınlarındaki Çayboyu köyü içinden geçip 7 km ötedeki Derebağ köyüne çıkacaksınız. Hyllarima antik kenti kalıntıları biraz yukarıda, tepenin çevresine yayılmış. İyi durumda bir Roma dönemi tiyatrosu, sur kalıntıları, kaya mezarları dikkati çeken kalıntılardır Ullarima’dan bugüne kalan. Kavaklıdere Menteşe beldesi yakınlarındaki Çamyayla’da ise Kyon kalıntıları var. Kyon, bir Karia kenti. Köy içinde Roma dönemi tiyatrosu, sunak taşları kalıntılarını göreceksiniz. MENTEŞE VE YERKÜPE YAYLASI, MAĞARASI Kavaklıdere’ye gelmişken Menteşe beldesine ve beldeye 2 km uzaklıktaki Yerküpe yaylasına gitmeyi unutmayın. Yeşil çam ormanları ile çevrili Menteşe de bir yörük yerleşimi. Belde, Kocoçay’ın aktığı vadinin engebeli dik yamaçlarına kurulmuş. Beldeye özgü tarihi evlerin bir bölümü ayakta. Büyük bölümü ise 1955 yangınıyla yok olmuş. Vadinin diğer yakasında Yerküpe yaylası yer alır. Denizden yükekligi 800 metre olan Menteşe ve Yerküpe yaylası yazın sıcak günlerinde bile bunaltıcı olmayan havasıyla sizi çekecektir kendisine. Bakırcılık ve kalaycılık Menteşelilerin de ata mesleği. Cevizi, kestanesi, elması ve pekmezi meşhurdur Menteşe’nin. İsparta ve Milas türü halıcılık da yaygın ve çarşısından uygun fiyatla satın alabilirsiniz.
...Devamını Oku
Muğla - Fethiye yolu üzerindeki Köyceğiz Gölü kenarına kurulmuş Köyceğiz’e girerken bir sahil ilçesine değil de içerlerde bir kasabaya giriyormuşsunuz gibi gelir. Sonra birdenbire göl karşınıza çıkıverince şaşırırsınız. Yerleşik nüfuslu onbini bile bulmayan ilçe ve çevresi tarihsel zenginliğe de sahiptir. Denizin, güzel kumsalların, çok güzel bir gölün, doğal ve tarihi zenginliğin hepsini bir arada görmek istiyorsanız gideceğiniz yerin adı Köyceğiz’dir. Bu güzelim coğrafyada yerleşim bin yıllar önce başlamış. İlk yerleşimin izleri MÖ 3400 yılarına uzanıyor. Sonra İskitler, Asurlular, İyon ve Dorlar, Persler, Helenler, Seleykoslar, Romalılar, Menteşoğulları ve Osmanlılar yerleşmişler bu topraklara. Gölün Akdeniz’le birleştiği noktadaki Kaunos antik kenti, MÖ binli yılların doğu akdeniz ve Ege’nin kesişim noktasındaki en önemli liman kentlerinden biri olmuş. Bugünün Köyceğiz’i ise Osmanlılar döneminde gelişmiş. Köyceğiz gölü kıyısına kurulu kent merkezi, diğer tatil merkezlerinden farklı bir görüntüdedir. Yaz kış dengeli bir nüfus yoğunluğu vardır. Yaz aylarında çok kalabalık değildir, kış aylarında ise diğer turizm merkezlerinde olduğu gibi el ayak çekilmez. Sakin, rahat bir tatil arayanlara her mevsim önerilebilecek bir yerdir Köyceğiz. Sabah kalkıp göl kıyısında yürümek insana zindelik kazandırır. Kıyı bandı yürüyüş için düzenlenmiştir. Sabah kahvaltınızı kıyıdaki çay bahçelerinden birinde yapabilirsiniz göle karşı. Dileyenler yaz aylarında göl sularında serinleyebilirler. Suyu biraz bulanıkça da olsa temizdir. Ne de olsa göl suyudur. Göle her yerden girilebilir. Ama kıyı bandının doğusunda kalan ve arkasında Sığla ormanının bulunduğu kumsal belediye tarafından plaj yapılmıştır. Plaj tesisleri, yiyecek içecek üniteleri, soyunma ve duş kabinleri bulunur. Köyceğiz şehir merkezi, bir meydana açılan temiz ve düzenli sokaklardan oluşur dense yeridir. Meydan her zaman canlıdır. Akşam karanlığı çöktüğünde kıyıdaki ve meydana açılan sokaklardaki lokantalar, barlar canlanır. Masalar sokaklara atılır. Esnaf lokantaları ve meyhaneleri, salaş görüntüsüne rağmen iyi mezeler, her türlü et, balık ve tavuk türleri sunarlar müşterilerine. Fiyat diğer tatil yörelerine göre her zaman hesaplıdır. Yabancıya ayrı yerliye ayrı muamele yoktur.. KÖYCEĞİZ GÖLÜ Göl, dağlardan yedi kol halinde inen sularla, bol su kaynaklarıyla besleniyor. Onun için de yaz kış özelliğini yitirmiyor. Fazla suyunu 10 km. uzunluğundaki dar bir kanalla (Dalyan) Akdeniz’e boşaltıyor. Elinizde ayrıntılı bir çevre haritanız yoksa çevrede dolaşırken neresi göl, neresi deniz karıştırıyorsunuz. En iyi ipucu gölün sazlıkları. Dalyan Boğazı ile Akdeniz’e bağlanan gölün kapladığı alan 6300 hektar. Boğazın ucunda Sülüngür adlı, tatlı-tuzlu su karışımı küçük bir lagün gölü daha var. Bu göl kefallerin yumurtlama yeri. Deniz kıyısı ise 50 ile 200 metre arasında değişen genişlikte ve 5,5 Km. uzunlukta çok güzel bir kumsalla süsleniyor. (Bakınız İztuzu Kumsalı) Göl, körfezin ağzının alüvyonlarla tıkanmasıyla denizden ayrılmış, ama tam da kopamamış ki, suyunu denize akıtmaya devam ediyor. Deltayı Nam Nam ve Yuvarlak Çay’ın alüvyonları oluşturmuş. Fotoğraf ve motorsuz su sporlarına tutkun olanların Köyceğiz Gölü'nden ayrılmaları epeyce zor olacak. Göl çevresi nefis görüntüler sunuyor. Sörf, yelken, kürek gibi su sporları yapmıyorsanız gölden uzak durmayın gene de. Akşam üzeri veya gece sandal gezisine çıkın ve gecenin sessizliğine, gökyüzünün yıldızlarına şarkılar söyleyin. Balık tutmaya meraklı iseniz giderken olta takımlarını götürmeyi unutmayın, göl amatör balıkçılara şans tanır, boş dönmezsiniz. Gölün çevresinde yürüyerek veya otomobille yapılacak bir gezi de çok zevkli olacak. Gölde tekne turu da ilgi çekici.
...Devamını Oku
Marmaris Türkiye’nin en popüler tatil merkezlerinden birisidir. Özel araçla gidiyorsanız çamlar arasından Marmaris’e doğru inen yolda "İşte Marmaris" yazılı tabelayı görünce bir mola verip kenti kuşbakışı seyredebilirsiniz. Son 15 yılda çok hızlı bir yapılaşma yaşandı ama yine de güzel görünür kent, bu noktadan. Marmaris yaz aylarında 100.00’i bulan şehir içi nüfusuyla artık devasa bir tatil şehri durumundadır. Her bütçeye uygun otel bulmak mümkündür. Yüzlerce lokanta, cafe, eğlence yeri açılmıştır. Onca yapılaşmaya rağmen, yapılan çevre düzenlemeleri ve arıtma sistemleri sayesinde kent içindeki plajlardan denize girilebilen ender kentlerimizdendir. Daha temiz deniz, daha boş sahiller arayanlar için karadan ya da tekne turlarıyla ulaşılabilen koyları vardır. Su ve doğa sporları meraklılarına, oteller ve seyahat acentaları çok çeşitli seçenekler sunar. Kent merkezindeki en önemli tarihi yapı Kale’dir. Kale ilk kez İonialılar tarafından yapılmıştı. Bugünkü kale 1522’de Osmanlılar tarafından yapılmış olandır. Kale, 1914 yılında bir Fransız savaş gemisinden atılan top ateşi sonucu büyük zarar görmüş. Cumhuriyet döneminde kale yerleşime açılmış ve 18 konut, çeşme yapılmış. 1980-90 Yılları arasında restore edilen Kale’nin içinde bugün müze yer almaktadır. Kalenin girişi doğrudan bahçeye açılıyor. Avlunun iki yanından surlara merdivenlerle çıkılıyor. Surlardan çevreyi izlemeli. Kapalı mekanlardan ikisi arkeoloji müzesi olarak düzenlenmiş. Bahçede ve bu iki salonda bölgedeki kazılardan elde edilen eserler, amphoralar, Knidos, Burgaz, Hisarönü kazılarından elde edilen pişmiş toprak, cam eserler, sikke ve süs eşyaları sergileniyor. Galerilerden biri Türk Evi olarak düzenlenmiş etnografya salonu, bir diğeri de kale komutanının odasıdır. Kentteki diğer bir Osmanlı yapısı da Hafza Sultan Kervansarayı’dır. 1545 Yılında yapıldığı üzerindeki yazıtta belirtilmiştir. Üzeri kemerlerle örtülü Kervansaray, kaleye çıkan dar ve basamaklı sokağın hemen girişindedir. Kervansaray’ın 7 küçük ve bir büyük odası günümüzde turistik eşya ve hediyelik satan dükkanlara tahsis edilmiş. Çarşı içindeki Tarihi Bedesten ise, eskiden olduğu gibi bugün de alışveriş merkezi olma özelliğini sürdürüyor. Alışverişi yapanlar ve satılan ürünler değişmiş sadece, her şey turistik olmuş. Marmaris yakın çevresinde Osmanlı dönemine tarihlenen başka eserler de var. Kemeraltı Mahallesi’ndeki İbrahim Ağa Camisi 1789’da, Muğla yolunun 10. Km’sindeki Taşhan ve Kemerli Köprü ise 1552’de yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferine çıkmadan önce ziyaret ettiği kehanetleriyle ünlü Sarıana’nın türbesi aynı adlı mahallededir. Rivayete göre Rodos seferine hazırlanan koca Osmanlı ordusunun bütün askerleri Sarıana’nın tek ineğinin sütüyle kahvaltı yapmış. İSKELE VE YAT LİMANI ÇEVRESİNDE Marmaris Netsel Marinası Güney Ege’nin en büyük ve modern marinasıdır. Net Holding tarafından işletilen marinada, yatlara her türlü servis verilmektedir. Marina ile çarşı arasındaki rıhtıma ise Mavi Yolculuk ve günübirlik gezi tekneleri bağlanırlar. Yat limanından Venedik deresini takip ederek içeri yöneldiğinizde barlar sokağına çıkacaksınız. Her türlü müzik zevkine hitap eden barlar sağlı sollu bu sokakta sıralanır. Çoğu eski Marmaris evlerinin restorasyonuyla dönüştürülmüştür bugünkü işlevlerine. Yüksek duvarlarla çevrili eğlence kompleksleri de açılmıştır bu bölgede son yıllarda. Eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürer. Rıhtım boyunca sıralanan bar ve lokantalar ise günbatımı öncesinde dolmaya başlar. Rıhtıma paralel ve dik inen sokaklar Marmaris’in gece yaşamının en renkli noktasını oluştururlar. Müziğin ve eğlencenin her türü vardır. Eski kent devasa bir alışveriş merkezi gibidir. Araç trafiğine kapalı, üstü tentelerle örtülü sokaklara sıralanmış dükkanlar ve tezgahlar çok renkli bir görüntü oluştururlar. Alışveriş niyetiniz olmasa bile, bu sokaklarda dolaşmaktan keyif alacaksınız.
...Devamını Oku
Bodrum’a giderken hep içinden geçilip gidilen Milas’da bir mola vermeye ve antik dönemin bu önemli kentini görmeye ne dersiniz? Milas kent merkezi, antik kalıntıları, tarihi Milas evleri, düzgün kent yerleşimi ile güzel bir ilçe. Yakın çevresi de tarihi zenginliklerle çevrili. Tarihte 27 irili ufaklı kent kurulmuş. Milas’ın 19 yy. evleri yanında halıları da dünyaca ünlü. Milas gezisine Hisarbaşı mahallesinde, Hisarbaşı tepesinin doğusunda bir podyum üzerine inşa edilmiş Zeus Karios Tapınağı ile başlamalı. Tapınağın Korint başlıklı tek sütunu ayaktadır. Kentin eski surlarından bugüne ulaşan tek kalıntı, yörede Baltalı Kapı olarak bilinen kapı kemeridir. Kapı MÖ 1. yüzyıla tarihleniyor. Kemerinin kilit taşı üzerindeki çift yüzlü balta motifinden dolayı yörede "Baltalı Kapı" olarak anılıyor. Gümüşkesen Anıtı MS. 2. yy’da yapılmış ve iyi korunmuş mezar anıtıdır. Bodrum’daki Mausoleion’un daha küçük bir örneğidir. Sodra Dağı eteğinde Gümüşlük semtindeki mezar anıtı yüksek bir kaide ve basamaklı bir çatıdan oluşmaktadır. Milas’ın doğusundaki ovada uzanan iki katlı su kemerleri erken Bizans dönemine ait. Kemerlerin inşaatında antik dönem mimari parçalar da kullanılmış. Kent merkezindeki Firuz Ağa Camii, Menteşoğulları döneminden kalan en önemli eserdir. Osmanlı dönemine ait yapılar ise şöyle: Çöllüoğlu hanı: 1719-20 yıllarında yapılmış. Hisarbaşı mahallesinde. Ulu Camii: Milas’ın en büyük camisi. 1378’de yapılmış. Hocabedretttin Mahallesinde. Belen Camii: Duvar örgüsü tuğla-taş karışımı(antik dönem eserlerinden yararlanılmış), 14. yy’a tarihlenen cami, Hisarbaşı tepesinde. Ağa camii: Haciapti mahallesinde, Kurşunlu(Firuzbey) Camii Firuzpaşa mahallesinde. Osmanlı dönemi eseri iki köprü ise kent merkezinden geçen Balovca deresi üzerinde. İzmir yolundaki Sarıçay üzerindeki tarihi köprü ise yıkıldı yıkılacak durumda. Selimiye beldesinde Osmanlı dönemine ait iki eserden biri Abdülfettah Camii, hanı ve hamamı bir külliye görünümündedir. Milas’ın adı Karia kenti Mylasa’dan geliyor. Mylasa’nın adının ise Sisyphos ve Aiolos torunu Khrysaor oğlu Mylasos’ten geldiği söyleniyor. Tarihçi Strabon’a göre Mylasa, iç Karia’nın üç önemli kentinden biridir. Diğerleri ise Alabanda ve Stratonikeia. Mylasa, MÖ. 5. yy’da İonia ayaklanmasına ve Pers ordularına karşı direnişe katılır. MÖ 446’daki Berymdon savaşından sonra Pers hakimiyetinden kurtulur ve Attika Delos deniz birliğine katılır. Mylasa diğer Karia kentleri gibi MÖ 334’de Büyük İskender ordularına teslim olur ama İskender kenti karya kraliçesi Ada’ya teslim eder. Mylasa MÖ 143’te Roma imparatoru M. Acmilius’un isteği üzerine bir sınıf anlaşmazlığına hakemlik eder, sonra da Roma valilerinin başkanlık ettiği mahkemelerin merkezi olur. MÖ 129’da da Roma’ya bağlanır. Mylasa Bizans döneminde piskoposluk merkezidir. 13. yüzyılda ise Menteşoğulları’nın merkezi olur. MİLAS MÜZESİ İlçe ve çevresindeki ören yerlerindeki kazılarda ele geçen buluntuların bir bölümü Milas Müzesi’nde sergileniyor. 1987 yılında ziyarete açılan müze 1.5 dönümlük bahçe içindeki iki katlı binada. Teşhir salonunda yer alan 11 vitrinde Stratonikeia kazılarında bulunanaltın eserler, İasos kazılarında bulunanpişmiş toprak kandiller, Milas ve çevresindeki kazılardan buluntular, heykeller, heykel başları sergileniyor.Müzenin bahçesi de açık sergi alanı olarak kullanılıyor.
...Devamını Oku
Ortaca şehir merkezi turizm açısından çok ilgi çekici değil. Tarım, ticaret ve küçük sanayi şehir ekonomisinin canlılığını sağlıyor. Dalyan ve Sarıgerme gibi iki önemli turizm merkezi, Ortaca sınırları içindedir. Sargırme de, Dalyan da Ortaca’ya çok yakın. Dalyan 11, Ortaca 16 km uzaklıkta şehir merkezine. DALYAN Köyceğiz Gölü’nü denize bağlayan ve antik dönemde Calbis adı verilen fiyort tipi doğal kanalın kıyısında şirin bir tatil beldesi var, adı Dalyan! Turizmin hızla gelişmeye başladığı yıllarda artan yapılaşma tehditi, 1998 yılında bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesiyle kontrol altına alındı. Uzun yıllar boyunca doğallığı bozulmamış bir köy olarak kalan belde bugün de aşırı yapılaşmadan uzak. Ama eski yapılardan neredeyse hiçbir şey kalmamış ne yazık ki! Kimisi şehir merkezinde, kimisi şehir girişinde çok sayıda otel, pansiyon ve lokantalarıyla tam bir tatil beldesi. Daha çok günübirlik geliniyor Dalyan’a ama çevrenin doyasıya tadına varmak için en az 2-3 gününüzü ayırmalısınız. Dalyan, adını buradaki doğal kanallar ve bu kanallar üzerinde yüzyıllardır yapılan dalyan balıkçılığından almış. En çok kefal yakalanıyor ve çevredeki lokantalarda başka yerde bulamayacağınız kadar uygun fiyatla yenebiliyor. Kefal satın almak isterseniz, kooperatiften alabilirsiniz. (Dalyan - İztuzu kanal yolu üzerinde) Fiyat da son derece uygun. TEKNE TURU Dalyan’da kanal kenarında tekneler sıralanıyor. Kaptanların hepsi çok küçük yaşlarda başlıyorlar bu işe. Doğal kanal onlar için gezilip görülecek bir yer olmaktan çok öteye anlam taşıyor. Adeta hayatın bütün anlamını. Dolmuş usulü veya kiralayarak İztuzu sahili, antik Kaunos kenti ve kaya mezarlarıyla, çamur banyolarına gezi düzenliyorlar. Kanal Köyceğiz gölünden beslenerek denize akıyor. ÇAMUR BANYOLARI Dalyan Kanalının karşı kıyısında, Köyceğiz ilçe sınırlarında Çandır ve Sultaniye köylerinin pek çok yerinden kaplıca suyu çıkıyor. Sıcak kükürtlü sular, başta romatizma ve cilt hastalıkları olmak üzere pek çok derde deva. Ama, Dalyan merkezine yaklaşık 15 dakika uzaklıkta olan ve tekneyle gidilebilen günübirlik tesislerin de bulunduğu Çamur Banyosu ve kaplıca bir turistik animasyon merkezi olarak gelişti. Daha çok yabancı turistlerin soyunup çamura bulandıkları ve sonra da hatıra fotoğrafı çektirdikleri Çamur Banyosu her zaman kalabalık ve renkli görüntüler sunuyor. Cilde iyi geldiği söylenen ama sağlığın ötesinde animasyon yönü öne çıkan çamur banyosunu siz de deneyip bu hoş anıyı bir fotoğraf kartında kalıcılaştırabilirsiniz. Caretta Caretta kaplumbağaları dışında, bu akarabaları kadar popüler olmayan Nil kaplumbağaları da (Trionyx Tringulus) kanalın göle yakın kısımlarında yaşıyorlar. Yörenin dünyanın pek az yerinde yetişen bir de sığla ağacı (Liquidamber Oriantalist ) var. Marmaris'ten Fethiye'ye uzanan bölgede yetişiyor Sığla ağacı. Uzun kumsallı denizi de ayrı bir güzellik sergiliyor. Sözün kısası deniz, kumsal, güneş üçlüsüne eşlik eden tarih ve doğa zenginliği ile güzel bir tatil beldesi Dalyan. Yakın çevrede gezilip görülebilecek yerler de çok.
...Devamını Oku
Muğla’dan 12 km sonra Gökova’ya inen Sakar Geçidi’ne girmeden sola dönüp, sapaktan 3 km uzaklıktaki Ula’ya girerseniz biraz sonra Akyaka’da göreceğiniz ilginç mimarinin kaynağını bulacaksınız. Tabii gündüz geçiyorsanız. İlçe merkezine girdiğinizde yol kenarına park edilmiş bisikletlerin çokluğu şaşırtabilir. Ulalılar son yılların gözde şehir içi ulaşım aracı motosikletlerden daha çok tercih ediyor bisiklet kullanmayı. Temiz havayı, huzurlu kent yaşamını belki de buna borçlular. Muğladaki sivil mimari örneklerinin en güzellerini Ula’da görebilirsiniz. Ula, yapıları kadar yapı ustaları ile de biliniyor. Ama Ula’daki eski yapıların da çoğu yıkılıp yokedilmiş. Ayakta kalanlarının bir bölümü korunuyor. Ara sokaklarda dolaşıp görülmeye ve fotoğraflamaya değecektir. Ula Evleri’nden biri Ula Türk Evi adıyla restoran olarak kullanılıyor. Ula mutfağının özgün çeşitlerini de bulacaksınız bu restoranda. ULA EVLERİ VE NAİL ÇAKIRHAN MİMARİSİ Ula’nın ahşap evleri, yerini Ula’da bile zevksiz betonarme evlere bırakırken Ula doğumlu Nail Çakırhan Akyaka’da kendisine Ula tarzı bir ev yaptırdı. Ula evlerinin geleneksel mimarisine kendi yorumunu, kendi zevkini de katarak. Yapılan bu ev çok beğenildi. Üstelik Ağa Han mimarlık ödülünü aldı. Önce eş dost, sonra da aralarında otel ve tatil köylerinin de bulunduğu geniş bir çevre bu mimari tarzı esas alan işler yaptırdılar, hem Nail Çakırhan’a ve hem de başka mimarlara. Bugün Gökova kıyısındaki Akyaka’daki evlerin hemen tamamında bu tarz egemen. Ula’nın geleneksel mimarisi böylelikle Çakırhan ile yeni bir hayat buldu. Ula’lılar unutmaya başladıkları eski evlerini hatırladılar, restore etmeye, yenilemeye, yeniden yapmaya başladılar eski Ula evlerini. Ula evlerinin en önemli tarafı ahşap işçiliği. Dolap kapakları, tavan işleri hep oymalı, hep süslemeli. ULA PAZARI Rast getirebiliyorsanız Ula’yı Cuma günü gezin. Cuma Ula’nın pazarıdır. Pazar artık büyük kentlerde göremeyeceğiniz bir yerellik taşır. Kırlardan toplanan çeşitli otlar, taze ve kurutulmuş sebzeler, elişleri, hasır ürünler satın alabilirsiniz. Anayoldan Ula’ya giderken solunuzda kalan fabrika binasına gelmeden sola dönerseniz bir iki dakika sonra küçük bir gölet, beş-on dakika sonra da içinde küçük bir adacığı da olan biraz daha büyük bir başka gölet göreceksiniz. Yakın çevre gezisi İlçeye çok yakın mesafede çevre yolu ile ulaşabileceğiniz "Ula Kanyonunu" yüksek bir noktadan izleyebilirsiniz. Bu kanyona girmek isterseniz, rehber almanız şart. Başlangıç noktası olarak da Ula’nın 5 km. uzağındaki Kızılağaç Köyündeki Kanyon girişini almalısınız. Kanyonda yer yer heyelan etkisiyle taş düşme riski bulunduğunu belirtelim. Bahar aylarında tüm haşmetiyle akan şelaleleri rehberinizin götüreceği güvenli noktalardan fotoğraflayabilirsiniz. Yaz aylarında su azaldığı için kanyonun fazla cazibesi kalmayabileceğini hatırlatalım. Ula, Alicin Dağının yükseldiği yerde, hakkında çeşitli efsaneler anlatılan yörede "Yedidelik" adı verilen 14 adet kaya mezarı var. Yumuşak kayaların oyulmasıyla elde edilmiş mezarlar Karya dönemine ait.
...Devamını Oku
Turistik özelliklerinden çok termik santralıyla bilinen Yatağan, aslında çok sayıda doğal ve tarii zenginliği barındırır. Çine yönünden Yatağan’a giriş yapanlar, Çine vadisinin olağanüstü güzelliğindoen etkilenirler. Şimdi Çine çayının suları altında kalacak olan Çine vadisi içinden akan ve yılın altı ayı zakkumlarla çevrili deresi, ilginç kaya şekilleri, tarihi köprüsü ile mutlaka görülmelidir. Vadiyi gezmek için yeni yolu değil eski Çine - Yatağan yolunu kullanmak gerekir. Yatağan şehir merkezi, termik santralın gölgesinde kalmış biraz. STRATONİKEİA Yatağan’dan çıktıktan 7 km sonra sonra sağınızda delik deşik kömür ocaklarının yanından geçeceksiniz. Bu çevre katliamına hayıfllanırken bir tabela gözünüze çarpacak. Yoldan 1 km içerideki bir antik kenti işaretliyor bu tabela. Stratonikeia’yi. Stratonikeia girişindeki Eski Hisar köyünde asırlık çınarlar altında beyaz-mavi badanalı küçük bir köy kahvesine rastlarsınız önce. Biraz soluklanabilir ve tarihi kentin hikayesini dinleyebilirsiniz. Khrysaor birliğinin bir kenti olarak bilinen Stratonikeia’ın eski adı İdrias idi. İ.Ö.281-261 yılları arasında tahtta bulunan Seleukos kralı Antiokhos’un karısı Stratonike adına kent yenilenmiştir. İ.Ö. 133 yılında Pergamon krallığının Roma’ya miras kalması karşısında ayaklanan Aristonikos’un kente sığınması sırasında Romalılarca kuşatılmış, halkı açlıktan kırılmıştır. Bir zamanlar bol bulunan su kaynakları Eskihisar köyüne çınarların gölgesinde ve ilkçağ anıtlarının yanıbaşında bir görsellik veriyordu. Şimdi terkedilmiş olan Eskihisar köyünün kuzeydoğu köşesinde büyük kesme taşlar ile tahkim edilmiş kalenin yıkıntıları, kentin kuzey kenarında büyük bloklardan oluşan ana giriş kapısı, kentin tam ortasında en iyi durumda olan yapı Bouleuterion(küçük tiyatro), batısında bu alanın anıtsal giriş kapısı(Serapis Tapınağı olduğu da söyleniyor), kentin batısında gymnasion, giriş kapısının önündeki kutsal yolun kenarında da oda mezarlar antik kent gezisinde karşınıza çıkacak kalıntılardır. Kentin akropolü güneydeki dağın tepesinde. Çevresi surlarla çevrili. Karayolunun hemen altındaki bir teras üzerinde yazıtında imparator için yapıldığı yazılan küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar. Aşağıda büyük bir tiyatro çıkacak karşınıza. Yapılan kazılarla sahne binasının kalıntıları büyük ölçüde ortaya çıkarılmış.
...Devamını Oku

    Konum Bilgileri

    Lütfen bekleyin...