­

Genel Bilgiler

Nüfus
Yüzölçümü
Rakım
Plaka Kodu
Telefon Kodu
Elazığ, Doğu Anadolu bölgesi içerisinde, Yukarı Fırat havzası bölümünde yer alan bir ilimizdir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1067 metredir. Elazığ, Tarihi Harput şehrinin, yerleşime elverişli olmayışı, tabiat şartlarının zorluğu nedeniyle, 1834 yılında, Reşid Mehmet Paşa tarafından bugünkü yerinde kurulmuştur. Elazığ’ın tarihi yeni olmakla beraber bölgenin tarihi oldukça eskidir. Bu nedenle Elazığ tarihini onun menşei sayabileceğimiz Harput’un tarihi ile ele almamız gerekir. Şehrin çekirdeğini oluşturan etrafı derin uçurumlarla çevrili Harput Kalesi’nin (İç kale) ilk defa milattan önce II.bin yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Sonraki dönemlerde kalenin eteklerinde yerleşme başlamış, daha sonra da meydana gelen şehrin etrafı tekrar surlarla çevrilmiştir. Ancak parlak bir tarihi geçmişe sahip olan Harput, bugün neredeyse terk edilmiş bir şehir görünümündedir. Harput adının kaynağı tartışmalıdır. Amasyalı Strabon’un bahsettiği Sophene bölgesindeki Karkathiokerta’nın Harput olduğu, hatta isminin de buna dayandığı ileri sürülmüştür. Ayrıca IV. Yüzyılda İranlılar tarafından  ele geçirildiğinde buradan Ziata Castellum şeklinde söz edildiği, bununda Arapça’ya  Hısnıziyad şeklinde geçtiği bilinmektedir. Çivi yazılı Asur tabletlerinde rastlanan Karpata ile buranın kastedildiği de düşünülmüştür. Bizans kaynaklarında Kharpote ve Frank tarihçilerin eserlerinde Quartapiert şeklinde geçmektedir. Evliya Çelebi ise, Al-i Osman defterhanesinde  “Hasan Ziyad ülkesi” diye yazılı olduğunu kaydeder. Osmanlı devrine ait diğer kaynaklarda ve belgelerde Hartabird, daha yaygın olarak da Harpurt veya Harpurd imlasıyla görülür. Ancak XIX. Yüzyıldan itibaren resmi yazışmalarda halk arasındaki Harput telaffuzu benimsenmiştir. Harput ve yöresi, Anadolu’nun en eski yerleşme birimlerinden biridir. Yerleşme, tarih öncesi dönemlere kadar uzanır. Nitekim ilin Fırat ırmağının çizdiği büyük yay içinde, sulak ve verimli bir ova üzerinde bulunması, doğal kaya sığınakları, kara ve su hayvanlarının bolluğu nedeniyle yöre, Paleolotik (Yontma Taş Devri M.Ö. 10.000) Dönemden beri, yerleşme alanıdır. Yörede yapılan arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarda; Paleolotik dönemle ilgili olarak, Keban ilçesi yakınındaki Enerli, Acuzlu Köyü Karapınar Mevkii, Ağın yöresinde Pağnik (Kaşpınar), Çıldırın Höyükleri ve Yeniyapan  (Hastek) Köyü yakınında Gedikler Mevkii (Küllününini)’nde; taştan ve obsideyn (doğal cam)’den yapılmış çeşitli kazıyıcılar ve aletler tespit edilmiştir. Ayrıca söz konusu araştırmalarda, Paleolitik Çağı izleyen kültürler hakkında da bir çok bilgi elde edilmiştir. Nitekim Altınova bölgesinde Tepecikte ve Kovancılar ilçesi yakınlarında Çınaz Höyük gibi, tarihi yerleşim alanlarında, ilk yerleşik hayatın başladığı dönem olan, Neolitik (Cilalı Taş Devri M.Ö. 7.000) dönem kalıntılarına rastlanmıştır. Yine Altınova bölgesinde: Körtepe, Korucutepe, Tepecik, Tülintepe, Norşuntepe; Ağın yöresinde: Kalaycık, Han İbrahim Şah; Baskil yöresinde: Kamikli, Gemibaşı Maltepe, Habibuşağı, Üyücektepe, İmikuşağı, Şemsiyetepe gibi tarihi yerleşim alanlarda da Kalkolitik (Taş-Maden Devri M.Ö 5.000) dönem ile ilgili yerleşmelerin  bulunduğu tespit edilmiştir. M.Ö 3.000 yılına tarihlenen ilk Tunç Çağı dönemi ile ilgili olarak, Altınova bölgesinde Norşuntepe, Tepecik ve Korucutepe höyüklerinde kültür katlarının varlığı ortaya çıkartılmıştır. İlk Tunç Çağı’nın en karakteristik seramiği “Karaz” adı verilen seramiktir. Bu seramiğin yayılışı bir kavimler hareketiyle ilgili olup, M.Ö. IV. ve III. Binde atı savaş arabalarında kullanmakla meşhur olan, Hurriler’in bu bölgede yerleşmiş olabileceklerini akla getirmektedir. Ayrıca yörede M.Ö. 1700-1500 tarihleri arasına tarihlenen Asur Ticaret  Kolonileri Dönemi ile ilgili buluntular Baskil yöresinde İmikuşağı kazı merkezinde ortaya çıkarılmıştır. Elazığ ve yöresinin yazılı tarihine gelince, bunun Hitit tabletlerindeki bilgilerle aydınlatıldığı görülmektedir. M.Ö. 2000’lerde yörenin İşuva adıyla anıldığı belirlenmiştir. İşuva, M.Ö. 1375-1335  I. Şuppiluliuma döneminde Hitit egemenliği altına girmişti. Bu tarihi bilgilerin yanı sıra, Elazığ yöresinde yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında, Hititlerin yöredeki egemenliği bir kez daha ispatlanmış, daha önceleri, Hitit ülkesi sınırının doğuda Fırat Irmağında son bulduğu tezi çürütülmüştür. M.Ö. 12-7 yüzyıllar arasında yöreye, kökenleri Hurriler’e dayanan  ve merkezi Van (Tuşpa) olan Urartu Devleti hakim olmuştur. Yörede Urartu dönemi ile ilgili olarak, Harput Kalesi başta olmak üzere, Altınova’da Norşuntepe’de ortaya çıkarılan Urartu yerleşmesi, Palu Kalesi, Karakoçan (Bağın), ve İzoli (Kuşsarayı)’ndaki çivi yazılı kitabeler yöredeki Urartu hakimiyetini açıkça ortaya koymuştur. M.Ö. 7. Yüzyılda Asur ve İskit akınları sonrasında  Urartu devleti zayıflamış, Harput başta olmak üzere tüm yöre Med egemenliği altına girmiştir. Ama bu hakimiyet  uzun sürmemiş, M.Ö 6. Yüzyılın sonunda Medler’de Pers hakimiyeti altına girmiştir. M.Ö. 334’de Pers İmparatorluğunun tarihe karışmasıyla, yöre Hellenistik dönemi yaşamış olup, bu dönemde Harput’un Sofen Krallığı olarak adlandırıldığı görülmüştür. M.Ö. 66 yılına kadar yöre Romalıların hakimiyetinde kalmış, yöreye M.Ö. 53 yılında Partlar gelmişlerse de, 272-309 yıllarına kadar Roma hakimiyeti devam etmiştir. 395’te Büyük Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Yöre Sasani ve  Bizans mücadelelerine sahne olmuştur. 562 yılında yapılan barış ile Fırat ırmağı sınır kabul edilmiş, Fırat’ın batısı Bizans’ta, doğusu Harput ve çevresi Sasaniler’de kalmıştır. Bizanslıların Ziata Castellum, Arapların Hısn-ı Ziyad adı verdikleri Harput 6.yüzyıla kadar Bizans ile Sasani egemenliği arasında sık sık el değiştirmişse de çoğunlukla Bizans egemenliğin de kaldığı görülmüştür. Hazreti Ömer döneminde (634-644) yöreye İslam ordularının önderliğini yapan Arap akınları başlamıştır. Önceleri Romalılar ile Partlar sonra da Bizanslılar ile Sasaniler arasındaki savaşlarda sınır durumunda olan Elazığ ve yöresi, 7. Yüzyılın ortalarından başlayarak, bu kez de Bizans ile Araplar arasındaki savaşlara sahne olmuştur. Araplar, Erzurum’dan Malatya’ya ve buradan da Tarsus’a kadar uzanan bir hat boyunca asker yerleştirerek, üsler meydana getirmişlerdir. Harput da bu dönemde söz konusu üslerden birisi olmuştur. İslam orduları bu üslere yerleşerek buralardan Bizans üzerine akınlar yapmışlardır. Yörede türbesi bulunan Ankuzu Babayı bu dönemin mücahitleri arasında göstermek mümkündür. Harput’un Bizanslıların hakimiyetine ikinci defa geçişi 10.yüzyılda olmuştur. Bizans’ın İslam alemine karşı giriştiği seferlerde Harput ve yöresi daima ilk hedefler arasında olmuştur. Nitekim bu dönemde, Bizanslılar Harput’u ele geçirmişler ve burada bir vilayet teşkilatı kurarak kaleleri tahkim etmişlerdir. Harput’ta Bizans hakimiyeti aşağı yukarı 11.yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Harput’un Türklerin Eline Geçişi Büyük Selçuklu hakimiyetinin Anadolu’ya kayması ile Harput’un Türk yurdu olmasında en önemli savaşın Malazgirt Meydan Muharebesi olduğuna şüphe yoktur Nitekim Harput ve çevresi 26 Ağustos 1071 Malazgirt muharebesinden sonra Türklerin eline geçmiş olup yörede Büyük Selçuklu Devletine bağlı olarak Çubuk beyin idaresinde, Çubukoğulları Beyliği kurulmuştur (1085). Harput’un Türkler tarafından alınmasına kadar sadece müstahkem bir kale hüviyetinde kalan bu yer Türklerle beraber büyüyen bir şehir haline gelmiştir. Çubukoğulları Beyliğinin ömrü uzun sürmemiş 1110 yılında Artuklu Belek B. Behram Harput ve yöresini ele geçirerek  Artukoğulları dönemini başlatmıştır. Belek Gazi, Haçlı seferlerine karşı büyük mücadeleler vermiştir. Belek Gazinin 1124 yılında ölümünden sonra Harput, Hısnıkeyfa  Artuklu hükümdarı Davud’un eline geçmiştir. Bir müddet sonra Davud’un kardeşi İmadeddin Ebu Bekir tarafından Harput’ta Harput Artukluları diye bilinen bağımsız bir beylik kurulmuştur. Ondan sonra gelen Hızır ve Nureddin Artuk Bey, Eyyubilere tabi olmuşlardır. Artuklu hakimiyeti 1234 yılına kadar sürmüştür. Artuklu hükümdarlarından, Fahreddin Karaaslan’ın Harput tarihinde unutulmaz yeri ve eserleri vardır. Nitekim Fahreddin Karaaslan 1148-1174 yılları arasında Harput’ta hüküm sürmüş ve burada bulunan ulu camiyi yaptırmıştır. Geçici bir süre Harizm sultanı tarafından zaptedilen Harput, 1230 yılında Moğolların eline geçmiştir. 1234 yılında Artuk hanedanına, Alaaddin Keykubad I. tarafından son verilmiş, 1234 yılından itibaren Türkiye Selçuklu Devleti’nin hakimiyeti altına girmiştir. Türkiye Selçukluları devrinde Harput, bir subaşı tarafından idare edilmiş, bu devirde “Arap Baba” Türbe ve Mescidi hariç önemli bir eser günümüze kadar gelmemiştir. Kösedağ savaşından bir süre sonra da İlhanlılar tarafından zaptedilmiştir. 14.yüzyıl ortalarında bir süre Harput, Eratnalılar ile Dulkadiroğluları arasında mücadele konusu olmuştur. 1366 yılında Dulkadirli Halil Bey tarafından şehir ele geçirilmiştir. Dulkadirli, Kadı Burhaneddin, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Devletleri arasında sık sık el değiştirdikten sonra  şehir, 1465 yılında Akkoyunlu Uzun Hasan tarafından zaptedilmiş ve kırk yıl kadar Akkoyunlular’ın idaresinde kalmıştır. Bu dönemden günümüze kadar gelen en önemli eser olarak Sare (Saray) Hatun camiidir. 1507 yılında Safevilerin eline geçen Harput, 1515 yılında Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı hakimiyetine girdi (1516). Arkasından şehir, aynı adla kurularak Diyarbekir eyaletine bağlanan sancak merkezi ve sancağın ilk tahriri 1518 Eylülünde tamamlandı. Bu tahrire göre Harput on üç mahalleden meydana geliyordu ve bunların dokuzunda Müslüman, dördünde gayri Müslim halk oturuyordu. 1523’te Müslümanların mahalle sayısı on dörde çıkarken gayri Müslimlerin değişmedi.1566’da biri hariç 1523’teki mahalleler aynı kaldı. Şehrin girişinden başlayarak  kalenin önüne kadar inen caddenin iki yanında yer alan Müslüman mahallelerinden  en kalabalık olanları  1523-1566  tahrirlerine göre  Molla Seyyd Ahmed, Cami-i Kebir, Arslaniye Mescidi ve Müderris Mescidi idi. Nispeten yoğun bir yerleşmenin  görüldüğü gayri Müslim mahallelerinin en kalabalıkları ise şehrin Elazığ’a bakan batı tarafındaki Gürcü Bey ile doğu yamaçlarındaki Norsis mahalleleriydi. Şehrin 1518’de, 6.000 olan nüfusu giderek artmış ve bu rakam 1523’te 8.300’ü, 1566’da 13.400’ü geçmişti. 1516-1566 yıllarında  toplam nüfusun  %54-62’sini Müslümanlar, %38-46’sını gayri Müslimler teşkil etmekteydi. Harput’un nüfusu 17. Yüzyıla kadar  sürekli arttığı görüldü. Bu asırda Celali isyanları sırasında tahribata uğraması, mesela 1605’te Tavil Mehmed’in kendisini burada kuşatan  Karakaş Ahmed Paşanın kuvvetlerine karşı koruyabilmek için bir kısım evleri yıktırıp taş ve kerestelerini harap haldeki surların tamirinde  kullanması  ve ağırlaşan vergiler gibi sebepler yüzünden nüfus, azalmaya başladı. 17.yüzyılın başlarında  buraya uğrayan Polonyalı Simeon şehirde sadece 100 hane kadar Ermeni olduğunu kaydeder. Yine bu yüzyılın ortalarına ait bir avarız tahrir defterine göre şehirde nüfusun 4-5000 dolayına düştüğü anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi ise hisar içinde 1000 kadar toprak örtülü ev ile eski bir caminin bulunduğunu ve dış surların harap durumda olduğunu belirtmektedir. XIX. Yüzyılda  şehrin önemi biraz daha arttı ve nüfusu fazlalaştı; burayı ziyaret eden batılı seyyahlar yüzyılın ikinci yarısında nüfusun 25.000’i aştığını belirtirler. V. Cuinet, XIX. Yüzyılın sonlarına doğru Harput’ta 12.600 Müslüman, 4850 Gregoryen, 1845 Protestan, 252 Katolik ve 453 Ortodoks’un yaşadığını: Şemseddin Sami ise 2670 ev, 843 dükkan, on cami, on medrese, sekiz kütüphane, sekiz kilise, on iki han ve doksan hamamın olduğunu kaydeder. Osmanlı hakimiyeti döneminde Harput, Basra ve Bağdat’tan Diyarbekir’e gelip Malatya ve Sivas istikametinde devam eden ticaret yolunun üzerinde bulunuyordu. Bu yol aynı zamanda askeri amaçlarla da kullanılıyor, ayrıca bir yol da Bingöl ve Muş üzerinden Van’a ulaşıyordu. Bu kervan yolları Harput için önemli gelir kaynağı durumundaydı. 16. ve 17. Yüzyıllarda gelip geçen ticaret mallarından alınan vergiler mühim bir meblağ teşkil ediyordu. Harput aynı zamanda çevresinin sanayi merkezi durumunda idi. Dericilik, demircilik ve bakırcılık çok gelişmişti. Sadece çeşitli kumaşların renklendirilip desen verildiği boyahanenin geliri 1518’de 44.000, 1523’te 62.000, 1566’da 122.000 akçe idi. 17.yüzyıl ortalarında Evliya Çelebi Harput’ta 600’den fazla dükkan bulunduğunu kaydetmektedir. Yerleşmeye elverişli olmayışı, tabiat şartlarının zorluğu, iaşe teminindeki güçlük Harput’un daha fazla gelişmesini önlemiştir. 1834’de doğu eyaletlerini ıslah etmek üzere görevlendirilen Reşid Mehmed Paşa Ovada yer alan Agavat Mezrası’nı merkez haline getirince, daha sonra teşkil edilen Mamuretülaziz (Elazığ) vilayetinin merkezi, Harput’tan buraya taşınmış aynı yıl hastane, kışla ve cephane binaları yapılmış vilayet merkezi, Harput’tan buraya nakledilmiştir. Bu nakilde, Harput’un stratejik açıdan önemini kaybetmesi önemli rol oynamıştır. 19.yüzyılın ikinci yarısında ve 20.yüzyılın başlarında Ermeniler arasında Protestanlığı yaymaya çalışan Amerikan Misyonerleri buraya yerleşmişler ve 1876’da bir de kolej açmışlardır. I. Dünya Savaşı sırasında şehrin ermeni nüfusu başka yerlere nakledilirken Müslümanların bir çoğu aşağıdaki Mamuretulaziz’e göçmüş, böylece Harput bir harabe şehir haline dönüşmüştür. Sultan Abdulaziz’in tahta çıkışının 5.yılında Hacı Ahmed İzzet Paşa devrinde  buraya tayin edilen, Vali İsmail Paşanın teklifi ile 1867 yılında “Mamurat al-aziz” adı verilmiştir. Fakat telaffuzu güç olduğundan halk arasında kısaca “Elaziz” olarak söylene gelmiştir. Yeni Kurulan şehir önceleri eyalet ve bilahare vilayet merkezi olmuş, bir ara Diyarbakır vilayetine bağlı bir sancak haline gelmiştir. 1875’te müstakil mutasarrıflık, 1879’da da tekrar vilayet olmuştur. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Malatya ve Dersim Sancakları da buraya bağlanmış, 1921’de bu iki sancak Elazığ’dan ayrılmıştır. Atatürk’ün 1937 yılında şehre teşrifleri sırasında “azık” ili anlamına gelen “Elazığ” adı verilmiştir.Elazığ, Doğu Anadolu bölgesi içerisinde, Yukarı Fırat havzası bölümünde yer alan bir ilimizdir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1067 metredir. Elazığ, Tarihi Harput şehrinin, yerleşime elverişli olmayışı, tabiat şartlarının zorluğu nedeniyle, 1834 yılında, Reşid Mehmet Paşa tarafından bugünkü yerinde kurulmuştur. Elazığ’ın tarihi yeni olmakla beraber bölgenin tarihi oldukça eskidir. Bu nedenle Elazığ tarihini onun menşei sayabileceğimiz Harput’un tarihi ile ele almamız gerekir. Şehrin çekirdeğini oluşturan etrafı derin uçurumlarla çevrili Harput Kalesi’nin (İç kale) ilk defa milattan önce II.bin yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Sonraki dönemlerde kalenin eteklerinde yerleşme başlamış, daha sonra da meydana gelen şehrin etrafı tekrar surlarla çevrilmiştir. Ancak parlak bir tarihi geçmişe sahip olan Harput, bugün neredeyse terk edilmiş bir şehir görünümündedir. Harput adının kaynağı tartışmalıdır. Amasyalı Strabon’un bahsettiği Sophene bölgesindeki Karkathiokerta’nın Harput olduğu, hatta isminin de buna dayandığı ileri sürülmüştür. Ayrıca IV. Yüzyılda İranlılar tarafından  ele geçirildiğinde buradan Ziata Castellum şeklinde söz edildiği, bununda Arapça’ya  Hısnıziyad şeklinde geçtiği bilinmektedir. Çivi yazılı Asur tabletlerinde rastlanan Karpata ile buranın kastedildiği de düşünülmüştür. Bizans kaynaklarında Kharpote ve Frank tarihçilerin eserlerinde Quartapiert şeklinde geçmektedir. Evliya Çelebi ise, Al-i Osman defterhanesinde  “Hasan Ziyad ülkesi” diye yazılı olduğunu kaydeder. Osmanlı devrine ait diğer kaynaklarda ve belgelerde Hartabird, daha yaygın olarak da Harpurt veya Harpurd imlasıyla görülür. Ancak XIX. Yüzyıldan itibaren resmi yazışmalarda halk arasındaki Harput telaffuzu benimsenmiştir. Harput ve yöresi, Anadolu’nun en eski yerleşme birimlerinden biridir. Yerleşme, tarih öncesi dönemlere kadar uzanır. Nitekim ilin Fırat ırmağının çizdiği büyük yay içinde, sulak ve verimli bir ova üzerinde bulunması, doğal kaya sığınakları, kara ve su hayvanlarının bolluğu nedeniyle yöre, Paleolotik (Yontma Taş Devri M.Ö. 10.000) Dönemden beri, yerleşme alanıdır. Yörede yapılan arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarda; Paleolotik dönemle ilgili olarak, Keban ilçesi yakınındaki Enerli, Acuzlu Köyü Karapınar Mevkii, Ağın yöresinde Pağnik (Kaşpınar), Çıldırın Höyükleri ve Yeniyapan  (Hastek) Köyü yakınında Gedikler Mevkii (Küllününini)’nde; taştan ve obsideyn (doğal cam)’den yapılmış çeşitli kazıyıcılar ve aletler tespit edilmiştir. Ayrıca söz konusu araştırmalarda, Paleolitik Çağı izleyen kültürler hakkında da bir çok bilgi elde edilmiştir. Nitekim Altınova bölgesinde Tepecikte ve Kovancılar ilçesi yakınlarında Çınaz Höyük gibi, tarihi yerleşim alanlarında, ilk yerleşik hayatın başladığı dönem olan, Neolitik (Cilalı Taş Devri M.Ö. 7.000) dönem kalıntılarına rastlanmıştır. Yine Altınova bölgesinde: Körtepe, Korucutepe, Tepecik, Tülintepe, Norşuntepe; Ağın yöresinde: Kalaycık, Han İbrahim Şah; Baskil yöresinde: Kamikli, Gemibaşı Maltepe, Habibuşağı, Üyücektepe, İmikuşağı, Şemsiyetepe gibi tarihi yerleşim alanlarda da Kalkolitik (Taş-Maden Devri M.Ö 5.000) dönem ile ilgili yerleşmelerin  bulunduğu tespit edilmiştir. M.Ö 3.000 yılına tarihlenen ilk Tunç Çağı dönemi ile ilgili olarak, Altınova bölgesinde Norşuntepe, Tepecik ve Korucutepe höyüklerinde kültür katlarının varlığı ortaya çıkartılmıştır. İlk Tunç Çağı’nın en karakteristik seramiği “Karaz” adı verilen seramiktir. Bu seramiğin yayılışı bir kavimler hareketiyle ilgili olup, M.Ö. IV. ve III. Binde atı savaş arabalarında kullanmakla meşhur olan, Hurriler’in bu bölgede yerleşmiş olabileceklerini akla getirmektedir. Ayrıca yörede M.Ö. 1700-1500 tarihleri arasına tarihlenen Asur Ticaret  Kolonileri Dönemi ile ilgili buluntular Baskil yöresinde İmikuşağı kazı merkezinde ortaya çıkarılmıştır. Elazığ ve yöresinin yazılı tarihine gelince, bunun Hitit tabletlerindeki bilgilerle aydınlatıldığı görülmektedir. M.Ö. 2000’lerde yörenin İşuva adıyla anıldığı belirlenmiştir. İşuva, M.Ö. 1375-1335  I. Şuppiluliuma döneminde Hitit egemenliği altına girmişti. Bu tarihi bilgilerin yanı sıra, Elazığ yöresinde yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında, Hititlerin yöredeki egemenliği bir kez daha ispatlanmış, daha önceleri, Hitit ülkesi sınırının doğuda Fırat Irmağında son bulduğu tezi çürütülmüştür. M.Ö. 12-7 yüzyıllar arasında yöreye, kökenleri Hurriler’e dayanan  ve merkezi Van (Tuşpa) olan Urartu Devleti hakim olmuştur. Yörede Urartu dönemi ile ilgili olarak, Harput Kalesi başta olmak üzere, Altınova’da Norşuntepe’de ortaya çıkarılan Urartu yerleşmesi, Palu Kalesi, Karakoçan (Bağın), ve İzoli (Kuşsarayı)’ndaki çivi yazılı kitabeler yöredeki Urartu hakimiyetini açıkça ortaya koymuştur. M.Ö. 7. Yüzyılda Asur ve İskit akınları sonrasında  Urartu devleti zayıflamış, Harput başta olmak üzere tüm yöre Med egemenliği altına girmiştir. Ama bu hakimiyet  uzun sürmemiş, M.Ö 6. Yüzyılın sonunda Medler’de Pers hakimiyeti altına girmiştir. M.Ö. 334’de Pers İmparatorluğunun tarihe karışmasıyla, yöre Hellenistik dönemi yaşamış olup, bu dönemde Harput’un Sofen Krallığı olarak adlandırıldığı görülmüştür. M.Ö. 66 yılına kadar yöre Romalıların hakimiyetinde kalmış, yöreye M.Ö. 53 yılında Partlar gelmişlerse de, 272-309 yıllarına kadar Roma hakimiyeti devam etmiştir. 395’te Büyük Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Yöre Sasani ve  Bizans mücadelelerine sahne olmuştur. 562 yılında yapılan barış ile Fırat ırmağı sınır kabul edilmiş, Fırat’ın batısı Bizans’ta, doğusu Harput ve çevresi Sasaniler’de kalmıştır. Bizanslıların Ziata Castellum, Arapların Hısn-ı Ziyad adı verdikleri Harput 6.yüzyıla kadar Bizans ile Sasani egemenliği arasında sık sık el değiştirmişse de çoğunlukla Bizans egemenliğin de kaldığı görülmüştür. Hazreti Ömer döneminde (634-644) yöreye İslam ordularının önderliğini yapan Arap akınları başlamıştır. Önceleri Romalılar ile Partlar sonra da Bizanslılar ile Sasaniler arasındaki savaşlarda sınır durumunda olan Elazığ ve yöresi, 7. Yüzyılın ortalarından başlayarak, bu kez de Bizans ile Araplar arasındaki savaşlara sahne olmuştur. Araplar, Erzurum’dan Malatya’ya ve buradan da Tarsus’a kadar uzanan bir hat boyunca asker yerleştirerek, üsler meydana getirmişlerdir. Harput da bu dönemde söz konusu üslerden birisi olmuştur. İslam orduları bu üslere yerleşerek buralardan Bizans üzerine akınlar yapmışlardır. Yörede türbesi bulunan Ankuzu Babayı bu dönemin mücahitleri arasında göstermek mümkündür. Harput’un Bizanslıların hakimiyetine ikinci defa geçişi 10.yüzyılda olmuştur. Bizans’ın İslam alemine karşı giriştiği seferlerde Harput ve yöresi daima ilk hedefler arasında olmuştur. Nitekim bu dönemde, Bizanslılar Harput’u ele geçirmişler ve burada bir vilayet teşkilatı kurarak kaleleri tahkim etmişlerdir. Harput’ta Bizans hakimiyeti aşağı yukarı 11.yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Harput’un Türklerin Eline Geçişi Büyük Selçuklu hakimiyetinin Anadolu’ya kayması ile Harput’un Türk yurdu olmasında en önemli savaşın Malazgirt Meydan Muharebesi olduğuna şüphe yoktur Nitekim Harput ve çevresi 26 Ağustos 1071 Malazgirt muharebesinden sonra Türklerin eline geçmiş olup yörede Büyük Selçuklu Devletine bağlı olarak Çubuk beyin idaresinde, Çubukoğulları Beyliği kurulmuştur (1085). Harput’un Türkler tarafından alınmasına kadar sadece müstahkem bir kale hüviyetinde kalan bu yer Türklerle beraber büyüyen bir şehir haline gelmiştir. Çubukoğulları Beyliğinin ömrü uzun sürmemiş 1110 yılında Artuklu Belek B. Behram Harput ve yöresini ele geçirerek  Artukoğulları dönemini başlatmıştır. Belek Gazi, Haçlı seferlerine karşı büyük mücadeleler vermiştir. Belek Gazinin 1124 yılında ölümünden sonra Harput, Hısnıkeyfa  Artuklu hükümdarı Davud’un eline geçmiştir. Bir müddet sonra Davud’un kardeşi İmadeddin Ebu Bekir tarafından Harput’ta Harput Artukluları diye bilinen bağımsız bir beylik kurulmuştur. Ondan sonra gelen Hızır ve Nureddin Artuk Bey, Eyyubilere tabi olmuşlardır. Artuklu hakimiyeti 1234 yılına kadar sürmüştür. Artuklu hükümdarlarından, Fahreddin Karaaslan’ın Harput tarihinde unutulmaz yeri ve eserleri vardır. Nitekim Fahreddin Karaaslan 1148-1174 yılları arasında Harput’ta hüküm sürmüş ve burada bulunan ulu camiyi yaptırmıştır. Geçici bir süre Harizm sultanı tarafından zaptedilen Harput, 1230 yılında Moğolların eline geçmiştir. 1234 yılında Artuk hanedanına, Alaaddin Keykubad I. tarafından son verilmiş, 1234 yılından itibaren Türkiye Selçuklu Devleti’nin hakimiyeti altına girmiştir. Türkiye Selçukluları devrinde Harput, bir subaşı tarafından idare edilmiş, bu devirde “Arap Baba” Türbe ve Mescidi hariç önemli bir eser günümüze kadar gelmemiştir. Kösedağ savaşından bir süre sonra da İlhanlılar tarafından zaptedilmiştir. 14.yüzyıl ortalarında bir süre Harput, Eratnalılar ile Dulkadiroğluları arasında mücadele konusu olmuştur. 1366 yılında Dulkadirli Halil Bey tarafından şehir ele geçirilmiştir. Dulkadirli, Kadı Burhaneddin, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Devletleri arasında sık sık el değiştirdikten sonra  şehir, 1465 yılında Akkoyunlu Uzun Hasan tarafından zaptedilmiş ve kırk yıl kadar Akkoyunlular’ın idaresinde kalmıştır. Bu dönemden günümüze kadar gelen en önemli eser olarak Sare (Saray) Hatun camiidir. 1507 yılında Safevilerin eline geçen Harput, 1515 yılında Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı hakimiyetine girdi (1516). Arkasından şehir, aynı adla kurularak Diyarbekir eyaletine bağlanan sancak merkezi ve sancağın ilk tahriri 1518 Eylülünde tamamlandı. Bu tahrire göre Harput on üç mahalleden meydana geliyordu ve bunların dokuzunda Müslüman, dördünde gayri Müslim halk oturuyordu. 1523’te Müslümanların mahalle sayısı on dörde çıkarken gayri Müslimlerin değişmedi.1566’da biri hariç 1523’teki mahalleler aynı kaldı. Şehrin girişinden başlayarak  kalenin önüne kadar inen caddenin iki yanında yer alan Müslüman mahallelerinden  en kalabalık olanları  1523-1566  tahrirlerine göre  Molla Seyyd Ahmed, Cami-i Kebir, Arslaniye Mescidi ve Müderris Mescidi idi. Nispeten yoğun bir yerleşmenin  görüldüğü gayri Müslim mahallelerinin en kalabalıkları ise şehrin Elazığ’a bakan batı tarafındaki Gürcü Bey ile doğu yamaçlarındaki Norsis mahalleleriydi. Şehrin 1518’de, 6.000 olan nüfusu giderek artmış ve bu rakam 1523’te 8.300’ü, 1566’da 13.400’ü geçmişti. 1516-1566 yıllarında  toplam nüfusun  %54-62’sini Müslümanlar, %38-46’sını gayri Müslimler teşkil etmekteydi. Harput’un nüfusu 17. Yüzyıla kadar  sürekli arttığı görüldü. Bu asırda Celali isyanları sırasında tahribata uğraması, mesela 1605’te Tavil Mehmed’in kendisini burada kuşatan  Karakaş Ahmed Paşanın kuvvetlerine karşı koruyabilmek için bir kısım evleri yıktırıp taş ve kerestelerini harap haldeki surların tamirinde  kullanması  ve ağırlaşan vergiler gibi sebepler yüzünden nüfus, azalmaya başladı. 17.yüzyılın başlarında  buraya uğrayan Polonyalı Simeon şehirde sadece 100 hane kadar Ermeni olduğunu kaydeder. Yine bu yüzyılın ortalarına ait bir avarız tahrir defterine göre şehirde nüfusun 4-5000 dolayına düştüğü anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi ise hisar içinde 1000 kadar toprak örtülü ev ile eski bir caminin bulunduğunu ve dış surların harap durumda olduğunu belirtmektedir. XIX. Yüzyılda  şehrin önemi biraz daha arttı ve nüfusu fazlalaştı; burayı ziyaret eden batılı seyyahlar yüzyılın ikinci yarısında nüfusun 25.000’i aştığını belirtirler. V. Cuinet, XIX. Yüzyılın sonlarına doğru Harput’ta 12.600 Müslüman, 4850 Gregoryen, 1845 Protestan, 252 Katolik ve 453 Ortodoks’un yaşadığını: Şemseddin Sami ise 2670 ev, 843 dükkan, on cami, on medrese, sekiz kütüphane, sekiz kilise, on iki han ve doksan hamamın olduğunu kaydeder. Osmanlı hakimiyeti döneminde Harput, Basra ve Bağdat’tan Diyarbekir’e gelip Malatya ve Sivas istikametinde devam eden ticaret yolunun üzerinde bulunuyordu. Bu yol aynı zamanda askeri amaçlarla da kullanılıyor, ayrıca bir yol da Bingöl ve Muş üzerinden Van’a ulaşıyordu. Bu kervan yolları Harput için önemli gelir kaynağı durumundaydı. 16. ve 17. Yüzyıllarda gelip geçen ticaret mallarından alınan vergiler mühim bir meblağ teşkil ediyordu. Harput aynı zamanda çevresinin sanayi merkezi durumunda idi. Dericilik, demircilik ve bakırcılık çok gelişmişti. Sadece çeşitli kumaşların renklendirilip desen verildiği boyahanenin geliri 1518’de 44.000, 1523’te 62.000, 1566’da 122.000 akçe idi. 17.yüzyıl ortalarında Evliya Çelebi Harput’ta 600’den fazla dükkan bulunduğunu kaydetmektedir. Yerleşmeye elverişli olmayışı, tabiat şartlarının zorluğu, iaşe teminindeki güçlük Harput’un daha fazla gelişmesini önlemiştir. 1834’de doğu eyaletlerini ıslah etmek üzere görevlendirilen Reşid Mehmed Paşa Ovada yer alan Agavat Mezrası’nı merkez haline getirince, daha sonra teşkil edilen Mamuretülaziz (Elazığ) vilayetinin merkezi, Harput’tan buraya taşınmış aynı yıl hastane, kışla ve cephane binaları yapılmış vilayet merkezi, Harput’tan buraya nakledilmiştir. Bu nakilde, Harput’un stratejik açıdan önemini kaybetmesi önemli rol oynamıştır. 19.yüzyılın ikinci yarısında ve 20.yüzyılın başlarında Ermeniler arasında Protestanlığı yaymaya çalışan Amerikan Misyonerleri buraya yerleşmişler ve 1876’da bir de kolej açmışlardır. I. Dünya Savaşı sırasında şehrin ermeni nüfusu başka yerlere nakledilirken Müslümanların bir çoğu aşağıdaki Mamuretulaziz’e göçmüş, böylece Harput bir harabe şehir haline dönüşmüştür. Sultan Abdulaziz’in tahta çıkışının 5.yılında Hacı Ahmed İzzet Paşa devrinde  buraya tayin edilen, Vali İsmail Paşanın teklifi ile 1867 yılında “Mamurat al-aziz” adı verilmiştir. Fakat telaffuzu güç olduğundan halk arasında kısaca “Elaziz” olarak söylene gelmiştir. Yeni Kurulan şehir önceleri eyalet ve bilahare vilayet merkezi olmuş, bir ara Diyarbakır vilayetine bağlı bir sancak haline gelmiştir. 1875’te müstakil mutasarrıflık, 1879’da da tekrar vilayet olmuştur. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Malatya ve Dersim Sancakları da buraya bağlanmış, 1921’de bu iki sancak Elazığ’dan ayrılmıştır. Atatürk’ün 1937 yılında şehre teşrifleri sırasında “azık” ili anlamına gelen “Elazığ” adı verilmiştir.Kaynak: Prof.Dr.Muhammet Beşir AŞAN ** Fırat Üniversitesi İnsani ve Sosyal Bilimler Fakültesi Tarih Bilimi Öğretim Üyesi**Bu makale  Elazığ Valiliği tarafından hazırlanan 1998 Elazığ Yıllığı için hazırlanmıştır.
...Devamını Oku
Matematik Konum
Enlem
Boylam
Özel Konum
Elazığ Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümünde,Deniz seviyesinden 1067 m. yüksekliğindeki Elazığ Ovasında yer almaktadır.Elazığ'ın yüzölçümü 9153 km² dir. Doğu Batı doğrultusundaki uzaklığı 150 km,kuzey-güney doğrultusundaki mesafe ise 65 km dir.Elazığ'ın %9'unu baraj gölleri (826 km²) oluşturmaktadır.Elazığ doğuda Bingöl,kuzeyde Keban Baraj Gölü aracılığı ile Tunceli, kuzeybatıda Erzincan,batı ve güneybatıda ise Karakaya Baraj Gölü aracılığı ile Malatya,güneyde ise ise Diyarbakır illleri ile komşudur.
...Devamını Oku
Yeryüzü Şekilleri
Adı Tür Özellikler
Hazar Gölü Göl İlin G.doğusunda 25 km. uzaklıkta, tektonik bir göl, Denizden 1250 mt. yükseklikteki gölün uzunluğu yaklaşık 22 Km. en geniş yeri ise 5-6 Km. ‘dir Yüzölçümü 86 Km2.’yi bulan gölün derinliği 200-250 m
Hazarbaba Dağı Dağ İlimizin güneyinde bulunan 2347 m. yüksekliğindeki Hazarbaba Dağı’nda kış sporları yapılabilmektedir.
Keban Baraj Gölü Baraj Gölü Keban Baraj Gölü 125 km uzunluğunda 675 m2 alanında 30,1 milyar m3 hacminde ve 635 m3/sn günlük ortalama debisiyle Türkiye`nin ikinci büyük suni gölü durumundadır.
Mastar Dağı Dağ Mastar Dağı,Hazar Gölünün kuzeyinde 2140 metre yüksekliğindedir.
Peri Çayı Çay Murat nehrinin en önemli kollarından biridir. Saniyede ortalama 100-200 m3su akıtan Peri Çayı, Bingöl’ün Şeytan dağlarından doğar. Munzur dağlarından çıkan Munzur suyu ile birleşir.
    İklim
    İklim
    Elazığ'ın gerek coğrafi konumu, gerekse morfolojik özellikleri bu elverişli durumun ortaya çıkmasında en büyük etken olmuştur. Gerçekten Elazığ ve çevresi 1300-1400 m dolaylarındaki ortalaması ile, bölgenin diğer bölümlerine oranla düşük bir yükseltiye sahiptir. Ayrıca; sahanın güneyinde bir duvar gibi uzanan Güneydoğu Torosları’nda mevcut Maden Oluğu ve Kömürhan Boğazı gibi geçitler özellikle kış mevsiminde, güneyin daha ılık ve nemli hava kütlelerinin yöreye zaman zaman sokulmasına yardımcı olmaktadır. Bütün bunlara bağlı olarak yöre iklimi, özellikle kuzeydoğuda tipik olarak gördüğümüz bölgenin karasal iklimine oranla oldukça ılıman bir yapıya bürünmüştür.Elazığ meteoroloji istasyonunun  verilerine göre, yıllık ortalama sıcaklık 12,9 Co dir. Buna göre, Doğu Anadolu Bölgesi içinde Malatya'dan sonra en yüksek değere Elazığ'da ulaşılmaktadır. Öyle ki,  ilin en alçak kesiminde bulunan Keban 14,6 Co lik değerle Doğu Anadolu bölgesinin en sıcak sahalarından birine karşılık gelmektedir.Elazığ ilinde bulunan istasyonların yıllık  sıcaklık farklarına baktığımızda doğudaki istasyonlarda fazla olarak belirmekte, batıya doğru gidildikçe bu fark azalmaktadır. Bu ise bize, İl sınırları içindeki karasallık şiddetinin doğudan batıya doğru azaldığını göstermektedir.Elazığ ili don olaylı gün sayısı bakımından içinde bulunduğu bölgeye göre oldukça düşük değerler gösterir. Elazığ’da yıl içinde ortalama 81.7; Keban’da 49.7; Palu’da 73.6; Sivrice’de 85.3; Maden’de 59.5 ve Karakoçan’da 109.2 gün don olayına rastlanmaktadır. İlde yılın yedi ayında don olayı görülmemektedir. İl sınırları içinde ilk don olayı 14 Ekimde başlamakta, son don olayı ise Nisan’ın ikinci yarısında görülmektedir. Sonbahar ve İlkbahar aylarındaki donlu gün sayısı oldukça azdır. Hatta bazı istasyonlarda bu mevsimde don olayı görülmemektedir.  INDEX
    ...Devamını Oku
    Flora
    il arazilerini doğal bitki örtüsü bakımından doğal step, orman, subalpin kat ve sulu alan olmak üzere dört ayrı vejetasyon tipi şeklinde ele alıp incelemek mümkündür. Aşağıda da açıklanacağı gibi, bunlardan orman katı, geniş ölçüde tahrip edilerek antropojen step alanlarına dönüşmüş durumdadır. Doğal step vejetasyonu ilin batısındaki Karakaya Baraj Gölü çevresinde görülmekte 900-950 m.den alçak sahalara karşılık gelmektedir. Astragalus ve Artemisia birliklerinin yaygın olduğu bu alanlar Malatya Havzası doğal step alanının bir devamı niteliğinde olup, kuzeydoğuya doğru Keban Baraj Gölü kıyıları boyunca da sokulduğu düşünülmektedir. İl sınırları içindeki orman alanlarını, yörenin yarıkurak iklim şartlarına uymuş, kapalılığı zayıf, seyrek ve park görünümlü kuru ormanlar oluşturmaktadır. Bu orman formasyonunu meydana getiren ağaçlar, hemen her tarafa yayılmış meşeler (% 95 oranında), bunlar arasına az oranda karışmış ardıçlar (% 4) ile yabani kiraz, armut (Pirus communis ), badem (Amygdalus webbi ) gibi yabani meyva türleri ve bazı Akdeniz elemanları ( menengiç ve sumak) dır. Bu nedenle, yöredeki ormanları meşe ormanları olarak tanımlamak mümkündür. Kuru ormanları meydana getiren meşe ormanları tür yönünden oldukça zengindir. Bunlar içinde mazı meşesi (Quercus infectoria ), tüylü meşe ( Quercus pubescens ), saçlı meşe ( Quercus cerris ) ve Lübnan meşesi (Quercus libani ) en yaygın olarak görülenleridir. Bununla birlikte, yapılan çalışmalarda yöre ormanlarında Türkiye'de az rastlanan bazı meşe türlerinin de bulunduğu belirtilmektedir. Bu meşe toplulukları arasına serpilmiş bir vaziyette görülen ibrelilerden ardıç türlerini ise, daha çok katran ardıcı ( Juniperus oxycedrus ) ve adi ardıç (Juniperus excalse ) meydana getirmektedir. Günümüzde Elazığ il sınırları içinde tahripten arda kalmış meşe ormanlarına en fazla Palu, Arıcak ve Alacakaya ilçeleri çevresinde, Karakoçan ilçesi kuzeyinde, kısacası ilin genelllikle kuzeydoğu, doğu ve güneydoğu köşelerinde rastlanılmaktadır. Bu alanlarda orman kalıntılarının çok fazla tahrip edilmeden kalmaları, buraların oldukça engebeli bir topoğrafyaya sahip bulunması ve ana yollardan uzak olmaları ile açıklanabilir. İl dahilindeki diğer orman alanları, Baskil ilçesi ve Pincirik köyü çevresindeki Bulutlu ve Karga Dağı'nın, Keban civarındaki Hacısor Dağı'nın ve Harput Platosunun kuzey yamaçları ile Hazar Gölü çevresi ve Kömürhan Boğazı dolaylarında bulunmaktadır (Harita:7). Üçüncü vejetasyon tipini meydana getiren subalpin çayırlar il sınrları içindeki başta Akdağ, Hasandağı, Hazar Dağı, Maden Değları ve Mastar Dağı gibi dağlık alanların 1950 -2000 metreden yüksek kesimlerde çok dar alanlı olarak görülmektedir. Bu katın yaygın türleri başta çoban yastığı ve geven olmak üzere çeşitli dikenli türler ile çayırlardır. Sulu alan bitkileri il sınırları içindeki akarsu boylarında Hazar Gölü'nün özellikle batısındaki Sivrice Kürk Deltası üzerinde yaygın olarak görülmektedir. Bunlar, söğüt, çınar, dışbudak,ılgın gibi ağaç ve ağaççıklarla bazı otsu türlerden oluşmuştur. Antropojen stepler; Elazığ il sınırları içinde doğal steplerle subalpin çayırlar arasında ( 950- 1950 m) kalan alanlarda doğal orman örtüsünün tahribi ile ortaya çıkmıştır. Bu alanlar seyrek ot örtüsü ile kaplıdır. Bununla birlikte li sahasının büyük bir bölümünü ( % 75 civarında ) kaplayan ve ormanlarla kaplı olması gereken bu alanlarda zayıf ve seyrek durumdaki ot türleri, daha çok hayvanların sevmediği dikenli ve acı türlerden oluşmaktadır. Bu sahalar büyük ölçüde mera ve tarım alanlarına karşılık gelmektedir.Kaynak:Elazığ Valiliği (1998).2000'li Yıllarda Elazığ Projesi.Elazığ Valiliği
    ...Devamını Oku
    Ekonomik Yapı
    İlimizin sosyal ve ekonomik hayatında tarımın önemli bir yeri vardır. Sanayi ve hizmet sektörlerindeki gelişmelere rağmen tarım, ana sektör olma özelliğini sürdürmektedir. İl ekonomisine önemli katkıda bulunan tarımsal faaliyetlerin başında tarla bitkileri üretimi gelmekte olup bunu sırasıyla; hayvancılık, bağ-bahçe ziraatı takip etmektedir.İlimizdeki bitkisel üretim faaliyetlerinde; kuru şartlarda hububat üretimi, sulu şartlarda endüstri ve yem bitkileri üretimi, ekolojik şartların uygun olduğu bölgelerde ise bağ-bahçe üretimi yapılmaktadır. Bitkisel üretim yapılan alanlarda tarımsal işletmeler, orta ve küçük ölçekte; fakat daha ziyade aile işletmeciliği şeklindedir. Ticari amaçlı yetiştiricilik, verimli alüviyal topraklara sahip Elazığ ovası, Kuzuova ve Uluova’da yapılmaktadır. Sulu tarım alanlarında pancar, pamuk ve sebze hububatla münavebeli bir şekilde yetiştirilmektedir.Tarım sektörü gelirlerinde önemli paya sahip olan hayvancılık faaliyetlerinde daha çok büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bunu küçükbaş ve kümes hayvanı yetiştiriciliği izlemektedir. Flora bakımından zengin yörelerde ise arıcılık yapılmaktadır.Elazığ’da hayvancılığı ıslah ve geliştirme amacına dönük suni tohumlama çalışmaları yapılmaktadır. Suni tohumlamanın götürülemediği yerlerde ise tabii tohumlama çalışmaları sürdürülmektedir.Zengin iç su potansiyeline sahip olan Elazığ’da iç su kaynaklarını korumak, stokların tahribatını önlemek, su ürünleri üretimini geliştirmek için gerekli çalışmalar yürütülmektedir.
    ...Devamını Oku
    Ortalama Sıcaklık Nem
    Ağın Elazığ İl merkezi arası 77 km dir. Ağın 1954 yılında bir Bucak iken ilçe olmuş ve Elazığ'a bağlanmıştır. Yüzölçümü 526 metrekare olup kuzey yönünde Hekemat Tepesi, güney yönünde Osman Tepesi, batı yönünde ise Aliuşağı tepelerinin arasında küçüklü büyüklü dereler arasına yerleşmiştir. Dereleri sulak olduğundan yeşilin her rengine rastlamak mümkündür. Fırat'ın bir kolu olan Karasu, İlçenin Doğu sınırı boyunca uzanmakta ve Keban civarında Murat nehri ile birleşerek asıl Fırat'ı teşkil etmektedir. Ağın isminin; toprağının beyaz olması nedeniyle AĞ YURT anlamına geldiği ifade edilir. Türkçede akıcı,cereyan anlamına gelir.Ağın ilçesinin okuma oranı Türkiye ortalamasının üzerindedir. Ağın huzurun ve sukunetin diğer bir adıdır. İlçe Hastek Kalesi, Bademli Kaya Mezarları, Höyükleri ve Şenkaya Çukuru (Kup),Balkaya (Sülük ) Krater Gölü,Tarihi Çınarları, İlçe merkezinde bulunan İspir Konağı ve Geleneksel mimariyi yansıtan Ağın Evleri ilçenin önemli değerleridir. Elazığ'dan 77 km.uzaklıkta olan Ağın'a ulaşım karayolu ile yapılmakta olup, Keban Baraj gölü üzerinden de feribotla sağlanmaktadır. İlçenin en önemli gelir kaynağını tarım teşkil eder. Ancak ekim yapılan arazilerin bir bölümü Keban Baraj gölü sahasında kaldığından tarım alanı daralmıştır. Buğday, Arpa, Nohut, Üzüm, Nar, Badem, Ceviz, Dut, Elma ve Kayısı yetiştirilmektedir.Ağın Leblebisi ülke sathında bilinen en meşhur ürünüdür. Ağın Dericilik Fabrikası ilçenin en önemli sanayi kuruluşudur. Çevremiz halk bilim kaynakları yönünden zengin bölgeler arasında yer alır. Ağın kültürel yönden; Elazığ'ın kökenini oluşturan tarihi Harput kültüründen etkilenen Kemaliye (Eğin) ve Arapgir yöresi Halk kültürü ile benzer özellikler gösterir. Bu benzerlikler yöresel bazı etkinlikler ve Çevredeki köylerin birbirine yakın olması, müzisyenlerin her yöreye gidip düğün yapmaları; kız alıp, kız verme gibi adetler Ağın ve çevresinin kültüründe benzer özellikler oluşturmuştur. 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre ilçenin toplam nüfusu 2.873 dir. Ancak bu nufus yaz aylarında 20.000'i aşmaktadır.
    ...Devamını Oku
    Alacakaya 1990 yılında ilçe olmuştur. il merkezine 85 km uzaklıktadır. Dünyada eşi benzeri olmayan vişne mermeri Alacakaya ilçemizde çıkarılmaktadır. Bu mermer türü uluslararası piyasada Elazığ Chery,Rosso Levanto ve Rosso Lepannto adıyla bilinmektedir. Elazığ Vişne mermerinin bölge ekonomisi açısından vazgeçilmez bir konuma sahip olduğunu vişne mermerinin diğer bölgelerde üretilen mermerlerden farklı olduğu ve vişne mermeri rezervinin Elazığ'da olduğunu ve tüm dünya ülkelerine buradan pazarlandığı bilinmektedir. Alacakaya denince ilk akla gelen Elazığ Vişne mermeridir. Alacakaya ilçesinde üretilen vişne mermerler ilçe ekonomisine katkıda bulunduğu gibi Türkiye ekonomisine de ciddi manada katkı sağlamaktadır. Burada üretilen kaliteli vişne mermerler maden ocakları işletmeleri tarafından dünya pazarına sunulmaktadır. dünya pazarında ilk sıra Çin, Amerika, İtalya, Kanada ve Rusya gibi ülkeler başta gelmektedir. Ayrıca Alacakaya ilçemizde kültür varlığı olarak Demirkapı Han bulunmaktadır. 2013 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre ilçenin toplam nüfusu 7.154'tür.
    ...Devamını Oku
    1987 yılında ilçe olan Arıcak il merkezine 122 km uzaklıktadır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. İlçe sınırları içerisinden Dicle nehrinin bir kolu olan Mirvan Çayı geçmektedir. Bu çayın kıyıları mesire olarak kullanılmaktadır. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1.100 metredir. Dünyada ender olarak görülen ve endemik bir bitki olan Ters Lale Arıcak İlçemizde yetişmektedir. Ters lale; nadide çiçekleri arasında yer alan bir süs bitkisidir. Her yerde yetişmez. Eriyen karın altından çıkar ve çok kısa ömürlü olur. Soğan, yumru ve rizom gibi toprak altı organlarına sahip, geofit bitkiler ailesindendir. Yani Geofit ailesinden çok yıllık bir bitkidir. İlçenin toplam nüfusu 2013 yılı adrese dayalı nüfus sayımına göre 15.691'dir.
    ...Devamını Oku
    İl merkezine 38 km uzaklıkta olan ilçeye ulaşım kara ve demiryolu ile sağlanmaktadır. İlk tunç Çağına kadar uzanan yerleşim izlerine rastlanmış olan yörede, Karakaya Baraj çalışmaları sırasında çıkan kalıntılardan; önce Hititler'in daha sonra Asur ve Makedon'ların bu bölgede yerleşik egemenlikler kurdukları anlaşılmaktadır. En son Romalı'lar ve Bizanslı'lar devrinde de yerleşim merkezi olduğu belirlenen ilçede tarım ve hayvancılık ağırlıklıdır. Özellikle kayısı, yörenin en bilinen tarım ürünüdür. Bu çerçevede 1996 yılında ilçede kayısı entegre tesisi kurulmuştur. Resmi verilere göre yıllık olarak yaklaşık 68.000 ton kayısı üretildiği saptanmıştır. Baskil ve Battalgazi arasındaki Karakaya Baraj gölü üzerine kurularak Haziran 1986 ' da açılan Kömürhan Köprüsü bulunmaktadır. Türkiye'nin en uzun demiryolu köprüsü de Baskil'in Kuşsarayı köyündedir. Köprünün uzunluğu 2030 m. yüksekliği 60 m. çelik kirişlerden oluşturulmuştur. Haroğlu ve Hacı Mustafa Dağları, ilçenin önemli dağlarıdır. Baskil ilçesinde Kültür varlıkları arasında; Abdulvahap Türbesi, Zeynep türbesi, Hasan Baba Türbesi, Teslim Abdal Türbesi ve Mezarlığı, Muşar Dağı Kilisesi yer almaktadır. 2013 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre 17.361 kişi olduğu tespit edilmiştir.
    ...Devamını Oku
    Karakoçan İlçesi 1936 yılında kurulmuştur. Yüzölçümü 1085 km2 olup, denizden yüksekliği 1090 m.dir. İl merkezine 104 km uzaklıkta olan ilçenin geliri daha çok hayvancılığa dayanır. İlçe toprakları içinden akmakta olan Peri Çayı üzerinde Özlüce ve Kalecik Barajları bulunmaktadır. Karakoçan ilçemizde Anıtsal Kültür Varlığı arasında ; ziyaret Tepesi ve Urartu Kaya Mezarı ( H.z Kureyş'in İkametkahı) bulunmaktadır. İlçe turizm açısından zengin doğal güzelliklere sahiptir. İlçenin batısında Yoğunağaç Köyü'nde Peri Çayı'nın yanı başında bulunan Golan Kaplıcaları her yıl binlerce ziyaretçinin akınına uğramaktadır. Refik Saydam Merkez Hıfsı Sıhha Enstitüsü'nün raporuna göre bu kaplıcaların romatizma, nevrit, poli-nevrit, kırık-çıkık,kadın hastalıkları ve cilt hastalıklarının tedavisine iyi geldiği belirtilmektedir. Golan Kaplıcaları ve Peri Suyu'nun güzel bir manzara teşkil ettiğini de göz önüne alırsak, iyi bir eğlence ve dinlenme yeri olarak görebiliriz. Ayrıca Karakoçan İlçesi madensel sular bakımından zengindir. Golan Kaplıcaları karşı kıyısında günün belli saatlerinde su içmeye gelen ve çıplak gözle görülerek seyredilen dağ keçilerini izleyebilirsiniz. Ayrıca Karakoçan ilçemizde Garip Baba, Pir Cemal Abdal Hazretleri, Güzel Baba, Sefkar Baba (Seyyid İbrahim) türbeleri sık sık ziyaret edilen türbeler arasındadır. İlçenin toplam nüfusu 2013 yılı adrese dayalı nüfus sayımına göre 29.061'dir.
    ...Devamını Oku
    Keban İlçesi İl merkezine 46 km uzaklıktadır. Keban denince akla ilk olarak Keban Barajı ve Hidroelektrik Santrali gelir. Ön çalışmaları 1936`lara uzanan ve derivasyon tünelleri ile 1965 yılında fiilen yapımına başlanan KEBAN BARAJI “Kaya Dolgu” ve “Beton Ağırlık” yapılarını içine alan karma bir yapıdır. Keban Baraj gölü 125 km uzunluğunda 675 m2 alanında 30,1 milyar m3 hacminde ve 635 m3/sn günlük ortalama debisiyle Türkiye`nin ikinci büyük suni gölü durumundadır.Baraj yeri Elazığ’ın 45 km. kuzey batısında Malatya’nın 65 km. kuzey doğusunda olup, Karasu ile Murat baraj sahası nehirlerinin birleştiği yerden 10 km daha aşağıda nehrin aktığı en dar boğazlardan birindedir. Karasu ile Murat hidrolojisi nehirlerinin birleşmeleri ile meydana gelen Fırat nehrinin bu birleşme noktasından itibaren ilk uygun baraj yeridir.Fırat nehri su gücü enerji üretimi bakımından Türkiye’nin en büyük kaynağı durumundadır. Keban barajı bu amaçla Fırat üzerinde kurulmakta olan dev barajlar serisinin kilit noktada bulunan ilk ana barajdır. Keban barajının yapımı sırasında İstanbul Üniversitesi ve ODTÜ tarafından yapılan kurtarma kazılarında elde edilen arkeolojik malzemeler Keban ve çevresinin tarihine önemli ölçüde ışık tutmuştur. Kazılarda çıkan malzemeler Elazığ Arkeoloji ve Etnografya müzesinde sergilenmektedir. Tarihi belgelerin ışığı altında Keban ve çevresinin tarihi ile ilgili olarak şu bilgileri verebiliriz. Keban İlçesinde bulunan kültürel varlıklarımız arasında Yusuf Ziya Paşa Cami ve Denizli Kervansarayı bulunmaktadır. Yusuf Ziya Paşa Cami; Keban ilçe merkezindedir.medrese hariç bütün üniteleri ile bir bayırın üst tarafından geçen cadde, caminin tonozları hizasındadır. Denizli Kervansarayı Keban ilçesinde yer almaktadır. IV. Murat tarafından 1635-1638 yılları arasında yaptırılmıştır.Tek kubbeli mescid, avlu ortasında havuzu, avlu batı kanadında hamamı ve yolcu odaları bulunmaktaydı. Ayrıca Keban İlçesinde Çır Çır Şelalesi Keban Alabalık Tesisleri bulunmaktadır. Doğal güzelliğinin yanısıra Yurtiçine ve Yurtdışına Alabalık ihracatı yapılmaktadır. İlçenin toplam nüfusu 2013 adrese dayalı nüfus sayımına göre 8.132'dir.
    ...Devamını Oku
    Elazığ- Bingöl karayolu üzerinde ve il merkezine 67 km uzaklıktadır. Kovancılar 1988 yılında ilçe olmuştur. İlçenin en önemli kültürel varlıkları arasında ; Çakırkaş ( Hoşmat) Kilisesi, Ekinözü Çeşmesi ve İbrahim Bey Sarayı bulunmaktadır. İlçemiz halkının % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Halkın geriye kalan % 20’si yurtdışında çeşitli ülkelerde işçi olarak çalışmaktadır. Yurtdışında çalışmakta olan işçilerin İlçenin kalkınmasında özellikle konut alanında büyük katkısı olmuştur. İlçe genelinde susuz tarım yapılmakta olup, İlçe Merkezi ve köylerinde 1992 yılında Palu-Kovancılar Sulama Projesinin bitirilmesi ile sulu tarıma başlanılmıştır. Bu da İlçe ekonomisini olumlu yönde etkilemiştir. Elazığ’ın en büyük sanayi kuruluşu olan Ferrokrom Fabrikası İlçemiz Yarımca beldesinde faaliyet göstermektedir. İlçenin toplam nüfusu 2013 adrese dayalı nüfus sayımına göre 40.094 'tür.
    ...Devamını Oku
    Elazığ’a 80 km uzaklıkta, Diyarbakır yolu üzerinde bulunan ilçe, derin bir vadide kurulmuştur. 1927’den sonra Elazığ İline bağlı bir ilçe haline getirilmiştir. Bakır işletmesi ilçenin ekonomik açıdan can damarını oluşturur. İlçeye ulaşım kara ve demiryolu ile sağlanmaktadır. Gezin Beldesi turizm açısından önemli bir yere sahiptir. İsmini yöredeki bakır madenlerinden aldığı düşünülen Maden İlçesi'nin tarihi M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanmaktadir. Ancak bazı İngiliz kaynaklarında, insanoğlunun bakırı ilk kez M.Ö. 7000-8000 yılları arasında bu bölgede bulmuş ve işlemiş olduğu ifade ediliyor. Tarihi böylesine eskiye dayanan bölgede, Asurlulardan sonra Mitanni Krallığı, Roma İmparatorluğu'nun Türklerin Anadolu'yu fethinin ardından Selçukluların hüküm sürdüğü görülüyor. Yavuz sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan Maden İlçesinde çok sayıda tarihi eser bulunan ilçede 1890 yıllarında yapıldığı bilinen Eski Hükümet Konağı ve Saat Kulesi ile 1872 yılında Sultan Hamit tarafından yaptırılmış olan Cami Kebir önemli eserler arasındadır. İlçede ayrıca kültür ve tabiat varlığı olarak korumaya alınmış Çitli Höyüğü ve Şeyh Muhammet Kattal Türbesi bulunuyor. Hazar Gölü ve Gezin Beldesi ise ilçenin turizm yönünden önemli mesire ve dinlenme yerleri bulunmaktadır. Maden İlçesi bakır yataklarıyla ülkemizin en önemli yeraltı zenginlikleri arasındadır. Maden İlçesinin 2013 Adres Kayıt Sistemine göre köyler dahil toplam nüfusu 15.665 ’tir.
    ...Devamını Oku
    İl merkezine uzaklığı 77 km dir. Yüzölçümü 410 km² olan ilçenin ortasından Murat nehri geçmektedir. Palu, deniz seviyesinden 844 metre yüksekliktedir. Çukur bir sahada yer almaktadır. Murat Nehri’nin sağ sahilinde vadi tabanı düzlüğü ile demiryolu çevresinde bir yerleşimdir. İlçe merkezi yüksek tepelerle çevrilidir. Palu- Kovancılar arasındaki düz alanlar yeni yerleşim alanları olarak kullanılmaktadır. Palu ilk çağlardan beri bölgenin önemli bir yerleşim alanı olmuştur. M.Ö 5000 yıllarına ait bulgular mevcuttur. Tarih boyunca Sümerler, Hurriler, Hititler, Asurlular, Urartular, Persler, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler gibi değişik kültürlere sahne olmuş ve bu medeniyetlerin kültür hazinelerine beşiklik yapmıştır. Türk akınlarının başlamasıyla bölgeye önceleri Çubukoğulları, Artukoğulları Beyliği ve Anadolu Selçuklu Devleti hakim olmuştur. Daha sonraları İlhanlılar, Dulkadiroğulları ve Akkoyunluların hâkimiyeti altına girmiştir. Çaldıran Zaferinden sonra Cemşid Bey’in yönetiminde Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. Palu (Şimşat) Kalesi çevresindeki kalıntılardan Palu'nun zaman içerisinde, yerleşme alanının üç kez değiştiği anlaşılmaktadır. İlk yerleşme yeri bugünkü Palu'nun 1,5 km. kadar doğusunda yer alan kale içidir. Daha sonra genişleyerek kalenin eteklerinde yayılan Palu,yangın ve heyelan nedeniyle iki defa daha yer değiştirmiş ve 1953-1954 yıllarında bugünkü mevkiinde kurulmuştur. İlçede günümüze gelebilen kültür varlıkları arasında; Urartulardan kaldığı sanılan Palu (Şimşat) Kalesi, bir kilise kalıntısı, Palu Ulu Camisi, Merkez Camisi, Alacalı Mescit, Cemşit Bey Mescidi ve Türbesi ile 13.yüzyıla tarihlenen bir hamam bulunmakta Palu İlçesinde bulunan kültürel varlıklarımız arasında; Tarihi Palu Köprüsü, Cemşit Bey Türbesi ve Mescidi, Alacalı Mescit, Merkez Cami, Ulu Cami, Küçük Cami, Seydili Köyü Cami, Tarihi Kilise, Surp Boghos Vank Kilisesi, Kindik Kilisesi, Kindik Hamamı bulunmaktadır. 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre Palu'nun toplam nüfusu 23.066 dır.
    ...Devamını Oku
    Elazığ’ın turizm açısından önemli bir potansiyele sahip ilçesidir. İl merkezine 31 km uzaklıkta olup, ulaşım kara ve demir yolu ile yapılmaktadır. Hazar Gölü kıyısında kamu ve özel sektöre ait konaklama ve dinlenme tesisleri mevcuttur.Hazar Gölü, ilimizin Güneydoğusunda bulunan ve il merkezine 26 km. uzaklıkta, Elazığ-Diyarbakır karayolu’na paralel olan Hazar Gölü, tektonik bir göldür. ilçenin güneydoğusunda 2347 metre yükseklikteki Hazarbaba dağı ile 2171 metre yükseklikteki Karaoğlan dağı bulunmaktadır. İlçe merkezinin rakımı 1266 metredir. Hazar Gölü’nün çevresinde 25’e yakın kamu kurum ve kuruluşuna ait eğitim ve dinlenme tesisleri ile Turizm Bakanlığı’ndan belgeli otel, motel, lokanta, günübirlik piknik alanı, ayrıca özel kuruluşlar tarafından işletilen balık evleri de bulunmaktadır.Hazar Gölü’nden turistik ve ekonomik olarak yararlanılmaktadır. Tarihi alan olarak Hazar Gölü içerisindeki Batık Şehir, Su altı arkeologlarının en çok ilgi gösterdiği göllerden birisidir. Su altındaki yerleşim izleri yakın zamanlarda belgelenmiştir. Hazar Gölü kıyısında birçok etkinlik düzenlenmektedir.Bunlar arasında en dikkat çeken etkinlik her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen Uluslararası Hazar Şiir Akşamları’dır.Geçtiğimiz yıl 20.si düzenlenmiştir. Ayrıca Hazar spor şenlikleri de önemli bir etkinlikler arasındadır. Sivrice ilçesinin 2013 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre toplam nüfusu 11.034tür.
    ...Devamını Oku
      Demiryolu
      Elazığ il merkezi Malatya’dan gelerek Maden ve Ergani ilçesi üzerinden Diyarbakır’a giden demiryoluna 1934 yılında açılan Yolçatı - Elazığ hattıyla bağlanmış, bu hat Elazığ İlinden geçerek Tatvan’a ulaşmaktadır. Bununla birlikte Fırat Expresi Elazığ’dan Adana’ya hergün, Van Gölü Expresi Elazığ'dan Ankara ve İstanbul'a haftada 2 gün demiryolu seferleri yapılmaktadır. Adı: Elazığ Tren GARI Çalışma Saatleri : 05.30-12.00, 13.00-17.00 Telefon No: 0 (424) 212 18 67
      ...Devamını Oku
      Denizyolu
      Keban Baraj gölü üzerinde, Elazığ-Pertek, Elazığ-Çemişgezek, Elazığ-Ağın arasında ulaşım feribotla sağlanmaktadır. Bu feribotlar belirtilen ilçe belediyeleri tarafından işletilmektedir. 01 Haziran 2014 Pazar Gününden geçerli olmak üzere, İlçemiz Keban Baraj Gölü üzerinde Pertek - Elazığ arasında ulaşımı sağlayan feribotların çalışma saatleri aşağıdaki gibidir. PERTEK İSKELESİ ELAZIĞ İSKELESİ 06:30 ÖZEL 07:00 07:00 BELEDİYE 07:30 07:30 ÖZEL 08:00 08:00 BELEDİYE 08:30 08:30 ÖZEL 09:00 09:00 BELEDİYE 09:30 09:30 ÖZEL 10:00 10:00 BELEDİYE 10:30 10:30 ÖZEL 11:00 11:00 BELEDİYE 11:30 11:30 ÖZEL 12:00 12:00 BELEDİYE 12:30 12:30 ÖZEL 13:00 13:00 BELEDİYE 13:30 13:30 ÖZEL 14:00 14:00 BELEDİYE 14:30 14:30 ÖZEL 15:00 15:00 BELEDİYE 15:30 15:30 ÖZEL 16:00 16:00 BELEDİYE 16:30 16:30 ÖZEL 17:00 17:00 BELEDİYE 17:30 17:30 ÖZEL 18:00 18:00 BELEDİYE 18:30 18:30 ÖZEL 19:00 19:00 BELEDİYE 19.30 19.30 ÖZEL 20.00 20.00 BELEDİYE 20.30 20.30 ÖZEL 21.00 21.00 BELEDİYE 22.00 22.00 ÖZEL 23.00 23.00 BELEDİYE 23.30 00.00 BELEDİYE 00.30 02.00 BELEDİYE 02.30 04.00 BELEDİYE 04.30 Not: Feribotlarda yolcu araçlarına öncelik tanınacaktır. Feribotlar; hasta ve Ambulans hariç bekleme yapmayacak, saatinde hareket edecektir. FERİBOT TELEFONLARI Pertek Belediyesi Feribotu (0.534) 968 22 20 Tunceliler Feribotu (özel) (0.537) 33139 34 (0.532) 791 91 21 Pertek – 1 Feribotu (özel) (0.533) 260 84 70 (0.530) 327 93 89 Kaynak:http://www.pertek.bel.tr/index.php/110-2014-y-l-pertek-belediyesi-cal-sma-ve-projeleri/857-24-saat-kesintisiz-feribot
      ...Devamını Oku
      Havayolu
      Elazığ Havalimanından; birçok Havayollarına ait uçak seferleri Ankara Esenboğa Havalimanına (Hergün Gidiş-Geliş), İstanbul Atatürk Havalimanına (Hergün Gidiş-Geliş), İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına (Hergün Gidiş-Geliş), İzmir Adnan Menderes Havalimanına (Haftanın belirli günlerinde) direk uçuşlar bulunmaktadır. Bunun yanısıra Mayıs ayı ile Eylül ayını kapsayan dönem içerisinde Elazığ’dan Hollanda ve Almanya’ya birçok havayolu şirketleri tarafından direkt olarak yurtdışı uçak seferleri yapılmaktadır. Adı: Elazığ HAVALİMANI İletişim Bilgileri DHMİ Adres : DHMİ Havalimanı Müdürlüğü Yeşilyurt Mahallesi Havalimanı Caddesi No:1 23090 Akçakiraz / ELAZIĞ Tel : 0 424 255 14 10 (5 Hat) Faks : 0 424 255 57 58 E-mail : infoelazig@dhmi.gov.tr Kaynak:http://www.elazig.dhmi.gov.tr/havaalanlari/sayfa.aspx?hv=22&mnu=2428#.U5Vwr3J_t1Y
      ...Devamını Oku
      Karayolu
      Elazığ, batıdan D300 ve D885 karayolu ile diğer illere karayolu ile ulaşım sağlanmaktadır.Elazığ'ın Ankara'ya olan uzaklığı 770 km,İstanbul'a olan uzaklığı ise 1221 km'dir. Doğu Anadolu’yu batıya bağlayan yolların bir kavşak noktası konumundadır. Elazığ’dan Türkiye’nin tüm bölgelerine karayolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Elazığ Otobüs Terminalinin iletişim bilgileri Telefon:+90 424 2382490 Fax:+90 424 2181440
      ...Devamını Oku

      Konum Bilgileri

      Etkinlikler TÜMÜ