­ SİKKE | Kültür Portalı

Sikke - Konya

Tür Giyim Kuşam
Açıklama Sikke Sikke, "damga", "alâmet", "kaide", "namus" ve "kanun" anlamına gelir. Mevlevîlerin başa giydikleri alâmet-i farîkaları olan başlıklarıdır. Dövme yünden yapılır. Kahve ve bal rengindedir. Beyaz olanları da vardır. Mevlevîlik gibi gerçekten her bakımdan onur verici tarikate mensup ve müntesip olmanın verdiği kıvançtan dolayı Sikke'ye, "Fahir" de denilmiştir. Mânevi kıymetinden dolayı, "Sikke-i Şerif" diye anılmıştır. Sikke, önceleri iç içe geçmiş vaziyette iki kattan meydana gelirdi. 45-50 cm uzunluğa sahip idi. Sonraları tek kat olarak imal edildiği gibi boyu da biraz kısaltılmıştır. Gösterişli haline ragmen ağırlığı 200-250 gram kadardır. Önceleri alt kenarı kalın, üstü sivrice ve düzgün değil iken, zamanla incelmiş, uzunca fes halini almıştır. Sikke giymek, başlı başına bir liyakat, hak ve mazhariyettir. Belli disiplinlerden alnının aklığı, yüreğinin paklığı ile çıkanların nâil olabildikleri bir mevkinin sembolüdür. Bu anlam ve değerinden dolayı, giydirilmesi de, Şeyh'in eliyle ve düzenlenen özel törenle gerçekleşirdi. "Sikke Tekbirleme" denilen bu merasim, hem bir takdir, tebrik, taltif ifâdesi, hem de ilân, i'lâm, irfan amacı taşır. Önem ve ciddiyetinden dolayı bu müstesnâ merazimin haftanın Cuma ve Pazartesi günlerinde ifâ ve icra edilirdi. Sikke, daima mübarek ve muazzez tutulur. Giyerken ve çıkarırken, kenarını hafifçe öperek "görüşme" de bulunmak bu şükür, şuur ve iz'ânın netice ve tezahürüdür. Ömür boyu baştan çıkarılmaması esastır. O kadar ki, vefat eden dervişin sikkesi, defin sırasında kabirde kefenin hafifçe açılarak başına giydirilir. Tetkik edildiği zaman görülür ki, Mevlevî kültür ve düzeninde üç türlü "Sikke" vardır. 1. Külâh-ı Teberrük: Buna "Emânet Külâh" da denilir. Geçici bir süre için giyilmesine izin verilmiş sikkedir. Tarikate, dergâha ilgi, sevgi ve yakınlık duyan kişilerin gönlünü ısındırmak, bazı hizmetlerini takdir etmek amacıyla giydirilen sikke çeşididir. 2. Külâh-ı İrâdet: Verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmiş; Matbah-ı Şerif imtihanlarını başarı ile vermiş ve neticede sikke giymeye hak kazanmış dervişlere giydirilen külâhtır. Esas olan budur. Bu sikkeyi giyen, ömrünün sonuna kadar onsuz gezemezdi. Bu, sembolize ettiği derin ve ince anlamlara duyulan sevgi, saygı ve bağlılığın gönül ve şuurlarda meydana getirdiği hassasiyetin bir ifadesidir. Vefat edenin kabirde sikkesinin başına giydirilmesi de bu anlayışın sonucudur. 3. Külâh-ı Hilâfet: Tarikat pirinin vekili ve temsilcisi olan en yüksek mevkî sahibi Halife'nin giydiği özel destarlı sikkedir. Bilindiği gibi "Sikke", devletin bastığı metal paranın da adıdır. Geçerliliği ve değerliliği, resmi damga ile kontrol ve garanti altına alınmıştır. Bu mânâyı, Mevlevîlerin giydiği sikkeye uygulayacak olursak, sikke giydirilen kişi, olgunluğu, güvenilirliği, dergâh tarafından garanti altına alınmış değerli şahıs demektir. Sikke darbetmek nasıl ki devletin yetki ve tekelinde ise, Sikke giydirmek (tekbirlemek) de, Dergâh'ın ve o'nun en üst yetkilisi olan Şeyh Efendi'nin takdir ve tasarrufu altındadır. Devletten habersiz sikke darbetmek ne kadar büyük suç ise, Dergâh'tan müsaadesiz sikke giymek de o kadar ağır cürettir. Her ikisinin de cezası büyüktür. Mevlevî sikkesinin şekli, Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Hadis-i Şerif'te geçen başlığının tanımına uygundur. Uzunca oluşu bir özelliğidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v), açık arazide namaz kılacağında bunu önüne "sütre" olarak koyardı. Mevlevîliğin, "Şemsiyye" koluna dâhil olanlar, sikkelerini kaşlarına kadar indirerek giyerlerdi. Alınları görülmezdi. Bu akıma girmemiş zühd ü takvâ sahibi olanlar ise, sikkelerini arkaya doğru hafif yatık şekilde, alınları görünecek vaziyette giymeyi tercih ederler. Nâdir de olsa, affedilemeycek bir kabahatin sahibi olan dervişe uygulanan ceza, başındaki sikkesinin ve üzerindeki hırkasının alınmasıdır. Buna "Ser u pâ etmek" denilir. Bu, geçici bir süre dergâhtan uzaklaştırma olan "Seyyah vermek"ten daha ağır bir ceza türüdür. Çünkü seyyah verilen derviş, sikkesini, hırkasını, tennûresini, elfe-nemedini alarak, başka bir Mevlevî-hâneye giderek oraya yerleşip, ıslah-ı nefste bulunabilir. Fakat "Ser u pây" olan, hiçbir Mevlevî-hâneye kabul edilmez. Yılları böylece boşu boşuna harcamış olur. Belki uzun bir süreden sonra suçu, yüz kızartıcı olmayanların ve kendisinde gerçekten düzelme görülenlerin bağışlanmaları ihtimal dahilindedir. 14. yüzyılda Osmanlı Devlet adamlarının törenlerde giydikleri özel başlık olan "Horasâni Sarık", sikkeye çok benzer. Nitekim, bu şekil başlık modası, bilhassa Konyalılar arasında 19. yüzyıla kadar yaygınlığını sürdürmüştür. Mevlevî mezarlıkları olan Dergâh Hâmûşanları, Mevlevî kıyafetleri için de, bir açık hava müzesi ve sergisi durumundadır. Buradaki mezar taşlarındaki başta sikkeler olmak üzere, orada yatanların cinsi, makamı, mevkii, görevi, kimliği hakkında güvenilir bilgileri elde etmek mümkündür. Özönder, H. Tarihi Boyunca Mevlevî Kıyafetleri ve Sembolik Anlamları. Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları. Yayın No: 133
Görüntülenme Sayısı : 496    Eklenme Tarihi : 06 Mart 2013 Çarşamba    Güncellenme Tarihi : 07 Temmuz 2014 Pazartesi